SON DAKİKA

Savaş ve Çocuk

Bu haber 12 Temmuz 2017 - 12:28 'de eklendi ve 383 views kez görüntülendi.

Savaş ve Çocuk

Yıl 1991.. gece 03:00 suları..

Gecenin sessizliğini yırtarcasına bölen radyodaki ‘’ve Amerika Bağdat’ı bombalamaya başladı.’

Anonsuyla yatağımdan fırlayıp oturur halde buldum kendimi.

Henüz 12 yaşında olmam hasebiyle ve uyku semeresi ile.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken radyonun başında TRT1 kanalını ayarlamaya çalışan dedemi gördüm.

Ve ışıkları’’Allah’ım sen yardım et o mazlumlara’’diye odanın ışığını yakan babaannemi izliyordum..

Kötü şeyler oluyordu, evet.

Bu hareketlilikten bunu anlıyordum. Ama ben hiç savaş nedir bilmiyordum.

Kitaplarda okurken öğretmenimin anlattığı şeyler geldi aklıma, usulca gidip dedemin kucağına oturdum.

Dedem yaşlanan gözleriyle gözlerimin içine bakıp’’Allah size böyle günler yaşatmasın yavrum’’dedi..

Anlamamıştım neden böyle söylediğini.

Savaş ve Çocuk yazımda;

Oysa O, 1914-1918 Balkan savaşlarının son dönemlerini yaşadığını, annesinin onları Yugoslavya’dan nasıl kaçırıp ANAVATAN’a getirdiğini bir masal gibi hep anlatırdı.

Bunu çok sonra anladım.

O gün son dakika haberleri için dedemin sürekli radyoyu karıştırdığını ve evde bir matem havasıyla nasıl dualar edildiğini hatırlıyorum.

Neden olduğunu bilmiyordum bu yapılanların ama bende onlara eşlik ediyordum..

Ben o zamanlar zannediyordum ki, savaş olan bölgedeki bütün çocuklar oradan çıkartıldı, çünkü çocuklar kutsaldı.

Bir ülkenin geleceğiydi ve korunmalıydı.

Tabi bu ilk ölüm haberleri gelmeye başlandığında benim o küçücük dünyamı parçalarcasına açığa çıkan gerçekle değişti..

Ne yazık ki, ölen binlerce çocuk, kadın ve yaşlı. Dünyam tepetaklak oldu.

Nasıl olurda çocukları öldürürlerdi…

Çocuk aklı işte, savaş ne demek bilmeyince böyle oluyor.

Aradan bir müddet geçti ve ben dünyanın çirkin yüzünü görmeye başladım…

Orta okula gidiyordum.

Okulum biraz uzak olduğu için kendi yaşıtlarımla birlikte bir yurtta kalıyordum..

Güzeldi artık hayatım, okulum, arkadaşlarım, derslerim…

Bütün vaktimi alıyordu.

Sonra bir gece, yine apansız ışıklar yandı yurtta, hocalar telaşla idareye, ordan odalarına koşuşturmaya başladılar.

Yıl 1992, nisan ayı.. Neler oluyordu yine.. Aklıma Bağdat’ın vurulduğu gece geldi..

Aynıydı durum..

Sanırım bir yerlerde kötü şeyler oluyordu ve çocuklar yine tehlikedeydi.

Artık biliyordum ki, hiçbir büyük kendi hegamonyaları için çocukları düşünmüyordu.

İstemsiz bir şekilde ellerimi açıp sığınabileceğim tek varlığa sığınarak, o çocuklar için dua etmeye başladım.’’

Allah’ım, o çocukları koru, onlar daha hiçbir şey bilmiyor’’..

Gecelerimi yırtan bu geceleri hiç unutmadım ve dedemin buğulanan, akıtırken benden saklamaya çalıştığı o gözyaşlarını da…

Son darbe mi? İşte o Srebrenitza’da oldu.

Bosna’da yaşanan savaşı o bölgeye giden bazı Türk radyo muhabirlerinden dinliyorduk.

Çok aralıklarla yapılan canlı bağlantılarla sık sık takip ediyor, haber almaya çalışıyordum..

Orası ata toprağımdı, aldığım her haber kalbimde bir yara açtı.

Boşnak askeri liderlerin Türkiye’ye bağlılığını ve halkın yakarışları ölene kadar hafızamdan silinmeyecek.

Çünkü elim onlara uzanamadı, yardım edemedim..

Biliyorum, tarihte pek çok savaş oldu. Sen bunlara mı takıldın? diye düşünebilirsiniz.

Ama benim o kısacık yaşamımda karşılaştığım en kötü, beni en çok etkileyen savaşlardı.

Tabiki sonrasında pek çok savaş, pek çok kıyım gördüm.

Ama COCUK aklım işte, o iki gece çok korkmuştum.

Ve artık biliyordum ki, çocuklar savaş bölgelerinde en korunmasız varlıklar, hiçbir günahları olmadığı halde ilk onlar ölüyordu.

Yıllardır hep duyurmak istediğim, sosyal medyada üye olduğum heryerde sıkça da söylediğim şeyi burada da yazmak istiyorum;

TC Ordusuna eli silah tutup kaçak yollarla Bosna Hersek’e gidip yardım eden, dualarında bizi unutmayan yüce Türk Ulusuna minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Eğer siz Boşnaklara destek olmasaydınız, tüm BOSNA HERSEK şu an Srebrenitzaydı.

Ve biz kan bağımız olmasa bile Türk’tük.. Hem içimizde, hemde avrupanın gözünde.

Hani derler ya, TÜRK olunmaz, TÜRK doğulur.

Heyhaat; gelin birde Boşnaklara sorun bunu.

Gururla söyleyebilirim ki, ben kanımın son damlasına kadar TÜRK’üm.

Zaman akıp geçiyor ve bizler yaşamın sonuna geliyoruz.

Bana anlatılanları, benden sonraki zürriyetime unutturmamak.

Hep akıllarında kalması için tarihte bildiğim.

Yaşadığım ve en yakınlarımın yaşadığı kıyımları evlatlarıma anlatarak büyütüyorum onları.

Ki bir zaman geldiğinde tarihte ne kadar büyük olduklarını, nasıl bir kan taşıdıklarını unutup.

Zamanında Irak halkının yaptığı gibi’’ kurtar bizi Amerika!!! EY Avrupa!!!

Bize demokrasi getir’’ diye meydanlara dökülüp, kendi güçlerini aşağılayıp düşman birliklere sığınmasınlar.

’’Soy kırımı ne yaparsanız yapın unutmayın, çünkü unutulan  soykırım tekrarlanır’’ ALİYA İZZET BEGOVİÇ

Unutmuyoruz Aliya.. Asla da unutturmayacağız.

Sana ve orda ölenlerin, Çanakkale’de ve Irak’ta, Filistin’de ve Mısır’da ölen tüm yiğitlerimizin ölen ruhları.

Üzerine yemin ederim ki, bu coğrafyalarda yapılan hiçbir kıyımı unutmayacak unutturmayacağız.

Ege Ünüversitesinde ölen Fırat’ın, Şemdinli’de ölen Ahmet Çamur’un.

Nusaybin’de kaybettiğimiz Osman Karaduman’ın ve isimlerini sayamadığım binlerce şehidimizin ruhları üzerine yemin olsun.

Son nefesimize kadar yapılan tüm ihanetleri açığa çıkartacak, üzerini örtmeyecek ve neslimize öğreteceğiz.

‘’ Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.’’

Allah bu millete bir daha İstiklal marşı yazdırmasın…Amin..

 

 

Zeynep Karabulut (ahuZar)z.karabulut@bihabermedya.com
Merhaba Blog'un bana ayrılan bölümüne hoş geldiniz : Ben naçizane edebiyat sevdalısı Zeynep Karabulut : Nam-ı diğer ahuZar. Uzun zamandır yazdığım yazılarımı siz dostlarla paylaşmanın zamanı geldiğini düşünüp bir adım attım. Umarım çok güzel şey ler paylaşıp, güzel hatıralarla anacağınız bir bölüm olur. Saygılarımla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.