SON DAKİKA

Ölümcül Bir Direniş Biçimi Açlık Grevi

Bu haber 07 Temmuz 2017 - 2:44 'de eklendi ve 1.047 views kez görüntülendi.

Ölümcül Bir Direniş Biçimi Açlık Grevi

Terörist dediler, beraat ettikleri mahkeme belgesi yayınlandı…

Yetmedi, savcılıktan “Adli Sicili Temiz” belgesi yayınlandı…

Destek için gelenlere polis gaz ve plastik mermilerle müdahale etti…

Tek kolunu haksızlıklara karşı verdiği

mücadelede kaybeden Veli Saçılık, destek için geldiği Yüksel Caddesi’nde tartaklandı, plastik mermi sıkıldı

(Bu satırlar yazılırken ampute omuzunun polislerce kırıldığı açıklandı) …

Tam artık bu kadar da olmaz diyeceğimiz sırada, KHK ile işlerini kaybettikleri için açlık grevi yapmakta olan Gülmen ve Özakça tutuklanıverdi…

* * *

Önce, açlık grevinin dünyada kabul gören tanımına bir bakalım.

Açlık grevi, bir insan veya insan grubunun, haklı olduğuna inandığı bir dava uğruna gün geçtikçe erimeyi, hatta canını vermeyi göze aldığı, şiddet içermeyen bir direniş biçimidir.

İlk açlık grevlerinin, Hıristiyanlık öncesi dönemde İrlanda’da yapıldığı biliniyor.

O dönemde açlık grevi yapan kişi, hakkını yediğini düşündüğü kişinin kapısının önünde başlardı direnişine.

Yine o dönemde bir kişinin kapısının önünde ölmesi çok aşağılayıcı görüldüğünden, açlık grevlerinin genellikle başarılı sonuçlar verdiğini yazıyor tarihçiler.

* * *

Peki, açlık grevinde neler yapılır?

Açlık grevinde, ölüm orucundan farklı olarak vücudun su, tuz ve şeker gibi temel ihtiyaçları karşılanır, direnişçi bu şekilde yaşamını sürdürür.

Ancak, kişinin bünyesine bağlı olarak 50. günden itibaren bilinç bozukluğu, 60. günden itibaren de ölüm riski başlar.

(Ölüm orucunda söz konusu temel maddeler de alınmadığından, ölüm riskinin çok daha erken başladığı aşikardır.)

* * *

Türkiye’de ilk açlık grevinin büyük şairimiz Nazım Hikmet tarafından yapıldığını biliyor muydunuz?

İki ayrı (ve asılsız) suçtan 28 yıl 4 ay ceza alan Nazım’ın, 12 yıl hapis yattıktan sonra, 1946 yılında TBMM’e yaptığı tahliye başvurusu reddedildi.

1950 yılında, Uluslararası Hukukçular Derneğinin yaptığı başvuru da reddedilince, Nazım 8 Nisan 1950 tarihinde açlık grevine başladı.

Avukatının yaptığı görüşmelere dayanarak 10 Nisan’da açlık grevine ara veren Nazım, yine sonuç alınamayınca 2 Mayıs’ta tekrar açlık grevine başladı, 13 Mayıs’ta hastaneye kaldırıldı ve 19 Mayıs’ta açlık grevine son verdi.

Daha sonra 14 Temmuz 1950’de çıkarılan af yasasıyla tahliye oldu.

Bu arada Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın da idam edilmeden hemen önce, Nisan 1972’de 12 günlük bir açlık grevi yaptıklarını da anımsayalım…

* * *

12 Eylül darbesiyle birlikte, açlık grevlerinde büyük bir artış görüldü.

Özellikle Metris, Mamak ve Diyarbakır cezaevlerinde yapılan açlık grevlerinde ölüm vakaları yaşandı.

Ayrıca 1987 yılında Sağmalcılar Cezaevi’nde 50 mahkumun başlattığı açlık grevi Anadolu’daki cezaevlerine de yayıldı.

Bir ay kadar sonra isteklerinin kabul edilmesiyle açlık grevine son verildi.

(Not: Bu yazıda ülkenin üniter yapısına kasteden; kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, genç demeden cinayetler işleyen, yakalanıp cezaevine konan hain PKK mensuplarının yaptıkları şov amaçlı açlık grevlerine yer verilmemiştir!)

* * *

Son olarak, hazin bir işçi hareketinden söz etmek istiyorum.

2008 yılında yapılan özelleştirme ile Tekel’in sigara ve tütün bölümü British American Tobacco’ya (BAT) satıldıktan sonra, BAT, sözleşmedeki “istihdam garantisi yoktur” maddesine dayanarak 10 818 tekel işçisinden 8 247’sinin işine son verdi.

15 Aralık 2009’da Ankara’da toplanan tekel işçileri eyleme başladı.

Danıştay’a davalar açıldı.

“İş, ekmek, hürriyet” sloganlarıyla süren eylemde, 100 tekel işçisi ağızlarında ve alınlarında siyah bantlar ve üzerlerinde kefenlerle açlık grevine başladı.

13 gün süren açlık grevinden de sonuç alamayan işçiler, ellerindeki karanfilleri Sakarya Caddesine gelen arkadaşlarına atarak eylemlerine son verdiler…

Televizyonda gördüğüm o görüntüler gözlerimin önünden gitmiyor…

* * *

Yukardaki paylaşımlarımdan sizin de dikkatinizi çekmiştir, ne zaman askeri veya sivil bir darbe olsa, açlık grevlerinde büyük bir artış gözlenmiştir.

Çünkü askeri olsun, sivil olsun darbe demek, insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması/askıya alınması demektir.

Yerleşik demokrasilerde birkaç münferit olay dışında açlık grevine rastlamak mümkün değildir.

Ülkemizdeki demokrasiyi ise, maalesef, kendisini askeri ya da sivil darbelere karşı koruyacak mekanizmalara sahip olmadığından “yerleşik bir demokrasi” diye adlandırmak mümkün değildir…

Ayrı bir araştırma konusu olmakla birlikte, şu kadarını söyleyebiliriz ki, yerleşik demokrasilerdeki mekanizmalar, çoğunluğa dayansa bile, rejimi değiştirecek bir eyleme izin vermeyecek şekilde yapılandırılmıştır.

Bunun nedeni, belki de, ülkemizde altın tepsi içinde sunulan demokrasi için batılıların yıllar süren mücadeleler sonrası demokrasiye kavuşmuş olmalarıdır.

Açlık grevi, demokrasi hak ve özgürlük mücadelesi verenlerle, bunları askıya alarak kendi düzenlerini yürütmeye çalışanlar arasındaki mücadelenin öznelerinden birisidir.

Hak ve özgürlükleri için açlık grevi yapanlar, adlarını tarihe birer özgürlük savaşçısı olarak yazdıracaklardır.

“HERKES, HERKESİN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN SORUMLUDUR…

VE…

HERKES ÖZGÜR OLMADIKÇA, KİMSE ÖZGÜR DEĞİLDİR…”

Ertuğrul Filizay
Ertuğrul Filizaye.filizay@bihabermedya.com
Sanatın her dalıyla ilgilenen... İç ve Dış politika'yı yakından izlemeye çalışan... Atatürk'çü felsefeye gönülden bağlı... Demokrasi ve Özgürlük sevdalısı... ''Özgürlük ekmekten tatlı, Güneşten güzeldir''

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
Hilal7 Temmuz 2017 / 14:32

Çok beğendim süperrr

Themis16 Temmuz 2017 / 15:22

Her ne kadar yaşam diğer her hakkın üzerinde görülse de bu hak onurlu yaşamayı da kapsar. Emeği, onuru için direnenlere selam olsun. Çok güzel bir yazı…