SON DAKİKA

Koca Bir Yalan Mı ?

Bu haber 08 Temmuz 2017 - 21:26 'de eklendi ve 632 views kez görüntülendi.

Koca Bir Yalan Mı ?

Bir kişiyi sevsen ya da sevmesen bile adil olmak zorundasındır.

Muhalefet etsen de,eleştirsen de ve o kişinin yaptıklarına karşı da çıksan adil olmalısın.

Geçtiğimiz günlerde basında yer alan haberde Ümit Kocasakal’ın adalet yürüyüşüne hdp lilerin de dahil edilmesinden ötürü bu yürüyüşe katılmayacağını

“Ben bu ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olanlarla, Cumhuriyetle ve Atatürk’le sorunu olanlarla, emperyalizmin işbirlikçiliğini yapanlarla yürümem.

Atatürk düşmanları ile de yürümem. Şöyledir benim kafamdaki şey;

Atatürk düşmanı için onun da hakkı, adaleti elde etmesi için yürürüm ama Atatürk düşmanı ile yürümem hele ki yürüyüşü yapan CHP ise.

Oraya gelen bir takım insanların kim olduğu, ne olduğu daha önceden Atatürk ile ilgili neler söylediğini bilmiyor muyuz? Aptal mı herkes?

Bir de sen CHP isen, hem ülkenin hem partisinin kurucusunun düşmanı ile yürüyemez. ”

sözlerini sarf etmesinin ardından  bir kesim tarafından eleştirilerin hedefi haline geldi.

Benim daha önceki yazılarımı okuyanlar Ümit Kocasakal’ı en sert şekilde eleştirenlerden biri olduğumu bilirler.

Bugüne kadar yaptığı bunca hatalardan sonra , bu olumlu davranışından ötürü kendisini kutluyorum.

Eleştirenleri de anlayamıyorum. Herkes vatanseverim, Atatürkçüyüm, ulusalcıyım demesine karşın Kocasakal’ı bu konuda eleştirirken kendi kendileriyle çelişkiye düştüklerinin farkındalar mı?

diye merak ediyorum.

Birkaç ay önce ;

– Esenboğa havaalanına o paçavralar asıldığında hükümeti en ağır şekilde eleştirenler bizler değil miydik?

– Peki ya açılım süreci kapsamında Dolmabahçe ofisinde 30.000 kişinin katilinin sözcüleri ile bir araya gelen İçişleri Bakanı’na “Devlet teröristle masaya oturur mu?  diyen yine bizlerdik.

– Ya bu yürüyüşe katılan hdp lilerin daha önce terörist başının fotoğrafı ve paçavrasının altında verdikleri pozun sosyal medya da dolaşmasının ardından verdiğimiz tepkiler?

Arkadaşlar  siyaha beyaz,beyaza siyah diyemezsiniz.

Bu kişilerin hangi amaca hizmet ettiklerini bilip ve bu yürüyüşte yer almalarına kayıtsız kalmak;

-Şehit analarının yüreğinin biraz daha yanmasına neden olmaz mı?

-Gencecik kardeşlerimizin yattıkları mezarda kemiklerinin sızlamasına sebep olmaz mıyız?

– Ve en önemlisi Kocasakal’a yapılan bu ağır eleştiriler sonrasında, yarın o paçavranın ülkenin başka bir semasına dikilmesine yeltenen olduğunda; tepki verecek olan insanlarımızın tereddüt etmesine, acaba beni de bu yaptığımdan dolayı suçlarlar mı diye düşünmesine yol açmaz mıyız ?

Ümit Kocasakal’ı eleştirelim, eleştirmeyelim demiyorum ama eleştirmemiz gereken en son konu bu diye düşünmekteyim.

Aziz Nesin “İnsan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur” demiş.

Sayın  Kocasakal bir hukuk adamı olarak yaşadığımız bunca hukuksuzluk ortamında “Atatürk’ün askeriyim” demesinin ötesinde bir iş yapmamış, ülkenin adım adım uçuruma sürüklenmesine bizler gibi seyirci kalmıştır.

Ziya Paşa ” Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.Şahsın görünür  rütbe-i aklı eserinde” demiş.

Bizde Kocasakal’ın bugüne kadar neler yapmadığına baktığımızda Cumhurbaşkanı’nın diploması hakkında çok ciddi iddialar olmasına rağmen bir hukuk adamına yakışmayacak biçimde “Cumhurbaşkanı’nın diploması olsa ne yazar, olması ne yazar” şekline açıklamalarda bulunmuştur.

Oysa ki hepimiz biliyoruz ki; Eğer bu iddialar doğru ise, Cumhurbaşkanlığının düşürülmesi için en önemli unsur olacaktı.

Peki ya araştırmacı-yazar Ergün Poyraz’ın kendisi hakkında kaleme aldığı “Kocasakal’mı  Kocayalan mı” adlı yazısında sorduğu sorulara cevap vermeme nedeni nedir? İşte Ergün Poyraz’ın 2014 yılında kaleme aldığı yazısı ;

KOCASAKAL MI, KOCAYALAN MI?

Sevgili dostlar burada zaman zaman düştüğümüz haksızlıkları dile getiriyor sizlerle dertleşiyorum.

Beni mazur görün.

Ergenekon davalarında benim yedi yıla kadar süren uzun bir tutukluluğum olduysa bunda Tayyip ve paralel çetenin tertipleri olduğu kadar Atatürkçü maskesi takan bir grup avukatında tezgahlarda baş  rolde olmasındandı.

Bu isimlerin en başında yer alan; Togan yayınlarının sahibi ve eski avukatım Hasan Gürbüz’dü.

Hasan Gürbüz’ü İstanbul Baro başkanlığına şikayet ettim.

Konular;avukatım olması nedeniyle, güvenmemin sonucunda beni dolandırması, avukatlık mesleğini kötüye kullanması, Ergenekon davasında; Şemdin Sakık ve Yayınevi eski müdürünü gizli tanık yapması…

Ve bazı olaylar…

Hasan Gürbüz, cevabında benim yüksek oranda telif ücreti istediğim için 2007 yılında temasın kesildiğini iddia etmiş…

Oysa 2013’de onlara gönderdiğim ihtarla resmi olarak ilişkiyi kopara dek, 2007’den sonra 250 binden fazla kitabımı basıp, dağıtmışlardı. Ve bunların resmi belgeleri dosyada mevcuttu.

Hasan Gürbüz; gizli tanığın dinlendiğinde ailesi ile şehir dışında tatilde olduğu için katılamadığını anlatmış, yerine avukat gönderdiğini söylemiştir.

Oysa;bu da koca bir yalandı. Öncelikle dosyada yer alan Ergenekon davası zabıtlarında dahi gizli tanığın bir değil  iki tane olduğu; gizli tanıklar; Şemdin Sakık ve Mart’ın ayrı ayrı günlerde dinlendiği açıktı.

Hasan Gürbüz, her ikisinden de kaçtığı gibi, yerine de kimseyi göndermemişti.

Dosyada bunlar net bilgilerle yer alırken, Sözde Adalet savaşçısı Ümit Kocasakal, gerçeklere gözlerini kapamış, yalan beyanı baştacı etmiştir.

İnsan düşünmeden edemiyor, gizli tanık dinlenecek, avukat ailesi ile tatile gidiyor, Allah’tan doktor değilmiş, hastayı ameliyat masasında bırakırdı.

Hasan Gürbüz; yaşadığım ortam ve durumdan psikolojimin bozulduğunu da söylemiş ki, buna ancak Yuhhh denir, yuhh ki  hem dene yuhhhh!

Mesleğini kötüye kullanması vb. suçlarını kamufle için iftira; vallaha yuhhh…

Dosyada;celse tutanaklarında da açıkça görüldüğü gibi iki gizli tanık olması, Gürbüz’ün yerine avukat göndermeyip her ikisini dinlendiği celselerden kaçmasının sabit ve net olmasına rağmen, yine dosyadaki resmi bilgilere rağmen Hasan Gürbüz’ün “2007’den sonra temas olmadı” demesine rağmen o tarihten sonra en az 250 bin kitabımın Togan’dan basıldığının açık olması üzerine;

Şemdin Sakık’ın yani PKK’nın tanık, TSK’nın sanık olması öncesi Şemdin Sakık’ın kitabının Togan’dan çıkması ve hazırlıkları göz ardı ederek ve gizli tanık Mart gizli tanık olmadan önce kaldığı cezaevinde Hasan Gürbüz tarafından ziyaret edilip gizli tanık yapılma sürecinin incelenmeden, üstelik Hasan Gürbüz’ün iki tanığı bire indirme yalanına göz yumularak onu aklamaları, onca belgeye rağmen Ergenekon mahkemeleri gibi belgelere soyut demelerini nasıl açıklayacak?

Evet nasıl açıklayacaksınız Kocasakal?

Şimdi Ümit Kocasakal’a soruyor ve iddia ediyorum; Dosyada gizli tanık birse, Hasan Gürbüz, kendi yerine gizli tanıkların dinlendiği duruşmaya avukat gönderdiyse, PKK sanık TSK sanık tertibi sırasında Togan’dan eli kanlı katilin kitabı çıkmadıysa 2007 yılından sonra kitabımı basmadıysa, Gökçek’in adamının TSK;Türk milleti, Kılıçdaroğlu, Baykal, Tayyip, Tayyip’in çocuklarına hakaretler yağdıran kitabını benim soyadımla yayımlanmadıysa ben yalancıyım.

Aksi halde, dosyada yer alan belgelerde net olduğu üzere, seni müvekkillerini dolandıranların, PKK tanık TSK tanık tertibini kuranların koruyucusu, Gizli tanık Mart’ın TSK görevlileri ve benim hakkımda yalanlarını sergilemesi için zemin hazırlayanların müdafisi, hak, hukuk, adalet gibi kavramların düşmanı olduğunu ilan ediyorum.

Hele bir de psikolojimin bozulduğuna dair en ufak bir belge çıkaramazsanız müfterisiniz…

Onun bu tür adice beyanlarını kabul edip, resmi kanıtları elinizin tersiyle itiyorsunuz ya…

Ancak sana bu arada küçük bir hatırlatma, karşılaştığımızda eşinin okuduğunu söylediğin ve sonra da kendinin okuyacağını belirttiğin Takunyalı Führer adlı kitabımın basım yılı bile 2010…

Birde utanmadan kendini adalet savaşçısı ilan ettiriyorsun;

Ne diyeyim sana, Kocasakal; yazıklarr olsunnnn…

Yazımı Sayın Banu Avar’ın bir kurtarıcı bekleyenler için söylediği sözleri ile bitirmek istiyorum.

Bu bilinçle olduktan sonra umutsuzluğa düşmemize ve kendimize kurtarıcı aramamıza gerek yok.

İşte Banu Avar’ın bizler için kaleme aldığı yazı;

Durum, geçen yüzyıl başından daha kötü değildir.

Ve tarih sahnesine çıkan ve o sahneden hiç inmeyecekmiş gibi duran bir çoklarının, partilerin, iktidarların, ‘kralların’, ‘imparatorların’, bugün adı bile ortada kalmamıştır.

Ve bir milletin elele tutuşması için bir anın yeteceğini, yine bu millet birkaç kez ispatlamıştır!

Gerçek Muhalefet bir devletin iskeleti olan Anayasa ihlal edilirken sessiz kalıp;

Vatan hassasiyetleri çok tartışmalı kişileri öne sürerek ortalığa dökülmez.

Gerçek Muhalefet tepe örgütlerinde ‘bölücü’ barındırmaz.

Gerçek Muhalefet, Milletin yanında, milletinin çıkarları için adımlar atar, koltuk çıkarları için batı ile el sıkışmaz.

Adalet, hukuk, bağımsızlık halkla kazanılır. Batılı devletlerin projeleriyle değil.

Atatürk’ün ‘Ne yapacağız?’ diye soranlara cevabı açıktır:

‘CELADET (YİĞİTLİK) GÖSTERİNİZ!’

‘CELADET’ YİĞİTLİK, bu dönemde biraraya gelmek demektir…

Bu, siyasi parti şemsiyeleri altında değil müdafaayi hukuk çatısı altında olmalıdır. Bunun için ‘cesaret’ gerekir.

Sedat DOĞRUER

Sedat Doğruers.dogruer@bihabermedya.com
HAYAT Yaşayamadığımız "BELKİLER" Yaşadığımız "KEŞKELER" ve İçimizde tuttuğumuz "NEYSELER" den İBARETTİR.....!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.