SON DAKİKA

Demokrasiye Ermek

Bu haber 17 Ağustos 2017 - 0:27 'de eklendi ve 863 views kez görüntülendi.

Her ne kadar iktidar ve yanlıları ülkemizde ileri bir demokrasi olduğunu savunmaktaysa da aslında baskıcı bir rejim yaşamakta olduğumuz artık tüm dünyaca bilinmektedir.

Peki, bu günlere nasıl gelindi?

Bunu tarihsel süreç içinde incelemekte ve demokrasi tarihimize bir göz atmakta yarar var.

Özgüveni çok yüksek bir dünya lideri olan ve aklında hep çok partili demokrasi olan Atatürk‘ün, güçlü kararların farklı görüşlerin ortaya konması ile oluşacağından hiç kuşkusu yoktu.

Ne var ki 1924-1931 arası kurulan 6 parti de çok kısa ömürlü olmuştur.

Sanırım bunun bir kaç nedeni var.

Bunlardan ilki, halkın o günlerdeki eğitim seviyesini de göz önüne alırsak, çok kısa sürede toplumu ümmet-devlet yönetim biçiminden ulus-devlet yönetim biçimine çevirmektir.

Demokrasiyi geniş kitlelerin sindirmesini sağlamak örneğin bir şapka devrimi kadar kolay değildi.

Bir diğer neden günümüzde yaşadıklarımızla da bağlantılı.

Her ne kadar Atatürk, tüm gerici/yobaz kesime rağmen birçok devrim yapmış olsa da, yobazlar her zaman tetikte olmuşlar.

Demokrasiyi kendilerinin at koşturacağı, laikliği baltalayabileceği bir rejim olarak görmüşlerdir.

Örneğin Atatürk, yeni bir partinin kurulması için Paris Büyükelçisi Fethi OKYAR’ı Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurmakla görevlendirmiştir.

Kuruluşundan 6 ay kadar sonra, devrim karşıtı güçlerin partiyi kontrol etmeye başlaması üzerine Fethi Bey partiyi kapatma kararı almıştır.

Aynı dönemde etnik ayrılıkçıların da tetikte olduğunu belirtmek gerek.

1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Şeyh Sait isyanını desteklediği görüldüğünden, kuruluşundan 6 ay sonra kapatılmıştır.

Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü çok partili sistemin önderliğini yapmış ve 1946 yılında kurulan Demokrat Parti 1950’de iktidar olmuştur.

Gelişmiş batı demokrasilerinde, iktidara hangi parti gelirse gelsin, ülkenin kuruluşunda oluşturulan devlet politikaları, ufak tefek revizyonlar dışında, aynen korunmuştur.

Ülkemizde ise ATATÜRK’ün koyduğu devlet politikaları, çok partili sisteme geçer geçmez değiştirilmeye başlanmıştır.

“Demokrasi demek çoğunluğun her istediğini yapması demektir” anlayışıyla, Demokrat Parti toprak reformunu hemen rafa kaldırmış, emperyalistlere kucak açmış, NATO’ya üye olmuş, Köy Enstitülerini kapatmıştır.

Kore’de verilen şehitler, halkın “Vatan Cephesi”ne üye olanlar/olmayanlar diye ayrıştırılması, kimi yobazların din sömürüsüne önderlik etmelerine göz yumulması Demokrat Parti döneminde olmuştur.

Böylece, Atatürk’ün (ve daha sonra İnönü’nün) kurmayı düşündüğü çok partili demokratik sistem, daha ilk ciddi deneyiminde yara almış, tam bağımsızlık elden gitmiş, köyden kalkınma sonlandırılmış, laiklik ilk kez bu dönemde sulandırılmış ve ortaya kısmen dejenere olmuş bir demokrasi çıkmıştır.

1960-80 arası tam bir demokratik horoz dövüşüne sahne olmuştur.

1930’lu yıllardaki eğitim sistemi sekteye uğrayınca aydınlanma yarım kalmış, laiklik mütedeyyin vatandaşlar katında gerekli karşılığı bulamamıştır.

Yaşanan gençlik olayları, hükümetlere verilen muhtıralar, yapılan darbe girişimleri, zaten sulanmış olan demokrasiyi iyice zedelemiştir.

1980 sonrası dönem ise demokrasi açısından tam bir trajedidir.

Sanki 1980 öncesi vatandaşlar Müslüman değilmiş gibi, din dersleri zorunlu kılınmıştı.

İ.Hatip Okullarının sayısı çığ gibi artmış, cemaatler ülkenin her köşesinde cirit atar olmuştur.

MHP’nin de katkısıyla AKP’nin nasıl iktidar olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.

Ancak iktidara geldiğinden itibaren her fırsatta laiklikten ve Cumhuriyet değerlerinden rahatsız olduğunu hissettiren AKP’nin, askeri şuralarda irtica suçundan askerden atılmalara şerh koyarak.

TSK iç hizmet yasasının 35. maddesini değiştirerek (TSK’nın Cumhuriyeti koruma görevine son verildi).

Eğitimde bilim derslerini azaltıp din derslerini artırarak, Diyanet’i siyasete bulaştırarak demokrasiyi bir araç olarak gördüğünün sinyallerini verdiğini söylemek mümkündür.

Nitekim iddianamesi 31 Mart 2008’de kabul edilen “AKP kapatma davası”nda suç unsuru “TC devletini temel ilkelerini değiştirecek zemini oluşturmak” olarak belirtilmiştir.

Sonuç:

1950’den bugüne kadar geçen çok partili demokratik süreçte, bir kaç yıllık sosyal demokrat iktidarları bir kenara bırakırsak, ülke 60-65 yıl boyunca sağ iktidarlar tarafından yönetilmiştir.

Ve her sağ iktidarın demokrasiden ve laiklikten bir parça kopardığını söylemek mümkündür.

Seçim sandıklarına yapılan müdahaleler nedeniyle, “Günümüzde artık demokrasi, laiklikle ve özgürlüklerle anılan bir kavram olmaktan çıkıp, sadece bir sandık demokrasisine indirgenmiştir” demek bile artık oldukça güçtür.

Bunun en son örneği 16 Nisan’da OHAL altında yapılan referandum ile ilgili AKPM’nin yayınladığı raporda açıkça vurgulanmış.

Ve “gerçek anlamda demokratik bir referandum süreci için gerekli temel özgürlüklerin kısıtlandığı” not edilmiştir.

Gelişmiş batı demokrasilerinde tabandan başlayan ve yıllarca süren mücadeleler sonucu elde edilen demokrasilerde seçimle iktidara gelen bir partinin rejimin orasıyla burasıyla oynaması mümkün değildir.

Ülkemizde ise demokrasi tavandan “altın tepsi” ile halka sunulduğundan hala tam anlamıyla içselleştirilememiştir.

İnancımız o dur ki, Türk Ulusu, gerçek demokrasinin bilincine varacak ve bunun için barışçıl bir mücadele vererek çoktan hak ettiği gerçek demokrasiye kavuşacaktır…

Ertuğrul Filizay
Ertuğrul Filizaye.filizay@bihabermedya.com
Sanatın her dalıyla ilgilenen... İç ve Dış politika'yı yakından izlemeye çalışan... Atatürk'çü felsefeye gönülden bağlı... Demokrasi ve Özgürlük sevdalısı... ''Özgürlük ekmekten tatlı, Güneşten güzeldir''

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.