SON DAKİKA

Castro Ölmeden Önce Küba 12

Bu haber 19 Ağustos 2017 - 13:25 'de eklendi ve 379 views kez görüntülendi.

Küçük ve güzel, cana yakın neşeli insanların yaşadığı, koca koca demir parmaklıklı renkli evlere ve  sokaklara veda etme zamanı geldi, hoşçakal Trinidad …

1 Ekim 2016 sabahı Trans Tur ofisine giderek  ‘’Varadero ‘’ şehri  hakkında bilgi alarak ayrıca kesemize uygun üç yıldızlı bir otel olan Villa Tortuga da yerimizi ayırttıp ödememizi de yapıyoruz.

Bu sefer Viazul ile seyehat etmek istemediğimiz için tur ofisinden bize taksi ayarlamasını rica ediyoruz.

Varedora hakkında duyduklarım  ve okuduklarım aslında hiç iç açıcı değil.

Ön yargılı davranmayıp burayı kendi tecrübelerimiz ile yaşamak istediğimiz için yola çıkıyoruz.

Taksimiz geldi eşyalarımız hazır, yeniden yollarda olmak güzel.

Taksiye biner binmez takside ilk dikkatimizi çeken şey Amerikan bayrağı oldu!

Hemen hayırdır şöför amca dedik tabi !

Amcam anlatmaya başladı Amerikalıları nasıl sevdiğini aslında düşman olmaya hiç gerek olmadığını.

Her iki ülkenin kardeş olduğunu ama düşmanlıklar yüzünden Küba’nın geri kaldığını ve Küba da hayatın pek zor olduğunu ve taksinin devlete değilde kendisine ait olduğunu  anlattı bize…

Yorulunca sustu, bizde etrafı izlemeye başladık.

Önce şeker kamışı tarlalarının arasından geçtik.

Daha sonra yol boyunca kilometrelerce uzayan, belirli bir nizam içinde dikilmiş meyve bahçelerinden Karabasan ile sürülen mısır ve buğday tarlalarından geçiyoruz.

Meralarda otlayan gürbüz küçük ve büyük baş hayvanları görüyoruz.

İnanılmaz bakımlı ve verimli bu topraklardan geçerken, iğrenç politika ve politikacılar yüzünden katledilen Anadolumuzun verimli toprakları canlandı gözlerimde.

Samana bile muhtaç bırakılan, tarım ve hayvancılığı katledilen liberal politikaların kurbanı güzel yurdum.

Küba’lılar kadar olamadık ve sana bakamadık.

İçimdeki acının tarifini anlatamam sizlere…

Ciefuegos, Matanzas şehirlerinden geçip bir çok yerde mola veriyoruz.

Küçük bir yerleşim yerinde ihtiyaç molası veriyoruz.

Lokal bir barın tuvaletini kullanmak istiyorum.

Her zaman olduğu gibi tuvaletlerde, tuvalet kağıdı ve su yok !

Çantaları açıp dökmeyeyim diye bardan peçete istemeye gidiyorum.

Bardaki Afro –Kübalı koca cüsseli, asık suratlı ve itici barmenden peçete istiyorum bana eski bir gazete kağını fırlatıyor, al bunu kullan diye !

Bu terbiyesiz davranış karşısında ne yapacağımı önce şaşırıyorum.

Gazeteyi adama geri fırlatarak, kızgın bir şekilde oradan ayrılıyoruz…

Ücretli ve bakımsız tuvaletleri her yerde mide bulantısına sebep oluyor, birde çirkin davranışlar eklenince hiç çekilmez hale geliyor buralar.

Beş parmağın beşi de bir değil ama aşırı kaba hareketler ve turistleri yolunacak kaz gibi gören Kübalılar bizim Küba’dan soğumamıza neden oluyor.

Neyseki dört saat süren yolculuğumuz sonunda bitiyor ve Varadero’ya varıyoruz.

Şehir köprü ile ikiye ayrılmış bir yanda alışık olduğumuz doğu bloku ülkelerinde gördüğümüz komünizim binaları ve yerli halk.

Diğer yanda ise uzun bir burun olan Varadero’nun denize sıfır lüks ve lüks gibi gözüken tatil köyleri.

Varadero Karanlıklar Körfezi ile Havana’nın yaklaşık 140 km doğusunda, Via Blanca karayolunun doğu ucundaki Florida Boğazı arasında bulunan Hicacos Yarımadasında bulunmaktadır.

Yarımaadanın en geniş noktası 1.2 km genişliğindedir, Kawama Kanalı ile Küba adasından ayrılmıştır.

Anakaradan kuzeydoğu yönünde uzayan burun 20 kilometreden fazladır ve Punta Hicacos, Küba’nın en kuzey noktasıdır.

Yarımadanın kuzeydoğu ucunda bakire ormanlar ve plajlar içeren bir doğa rezervi vardır.

Hicacos Point Doğal Park 1974 yılında kurulmuş 3.12 km2 alan ekolojik koruma altındadır.

Ambrosio 250 m uzunluğundaki Mağara, Mangón Gölü (31 kuş türü kuş türü ve 24 tür sürüngen bulunur) ve La Calavera İspanyolların Yeni Dünyada inşa ettikleri ilk tuz işletmelerinden  biridir.

Sahilden çıkarılan tuzlar, Cayo Piedras ve Cayo Cruz del Padre gibi koylar, Sabana-Camaguey Takımadalarının en batısındaki kısımdır.

1961 yılında kapatılan ilk tuz işletmeleri 1555 de İspanyol istilacılar tarafından kurulmuş

Varadero 20 km ‘lik eşsiz sahilleri ile 1870 yılından bu yana ülkenin tatil beldesi olmuş.

1910 yılında ilk kürek yarışları da burada yapılmış.

Zengin Amerikalıların evleri ve inşa ettikleri lüks oteller ile popülerliğini iyice arttırmış.

Paslanmaz çelik tencere devi Tefal olarak bildiğimiz, bugün GDO ‘lu gıda sektörünün başını çeken DuPont firmasının kurucusu, Ireene Depont da burada bir ev yaptırmış 1930 yılında.

Böylece adaya ünlü akınıda başlamış.

1959 Küba devriminden sonra tüm işletme ve zengin evleri kamulaştırılarak devletin bünyasine geçmiş.

Ve böylece Küba halkı için eğlence ve kültür merkezi haline gelmiş Varadero.

1960 ve 1980 lerde sayısız konser, festival ve spor etkinliklerine sahne olmuş kent.

1990 ‘lı yıllarda Küba turizm ile tekrar kapılarını dünyaya açtı ve Varadero, kültürel etkinliklerinden yoksun kalarak sadece turistlerin deniz, kum, güneş ve tüplü dalış sevelerin bir cazibe merkezi oldu.

Ve bugün yılda birkaç milyon insanın uğrak yeri.

En çok Avrupa ve Kanada’lı turistlerin akınına uğruyor.

Hatta Kanada konsolosluğu bile bulunuyor.

Neyse bu kadar bilgi  yeter; Otelimiz hemen şehrin girişinde denize sıfır, tek kelime ile muhteşem bir plaja sahip.

Otel odaları ise eski ve yenilenmesi gereken mobilyalar ile dolu.

Otelin lobisi, barları, havuzu gayet modern ve albenisi çok.

Üç gün buradayız,ben denizin güzelliğini gördükten sonra başka hiç birşeyin önemi yok diye düşünüyorum.

Tam pansiyon, ye iç yat durumu.

En güzel yanı durmadan senden bahşiş isteyen ya da farklı açılardan rahatsız eden insanlara rastlamayacağız ve üç gün kafamızı dinleyeceğimiz için çok mutluyum.

Yemek konusunda ise bence Küba her türlü sınıfta kalıyor.

İçkiler ise sınırsız ve oda fiyatına dahil ancak ben artık buzlu alkollü içeceklere dokunmak istemediği için bardan sık sık bol limonlu çay istiyorum.

Adamlar tabi garipsiyor.

Sizin mikroplu buzlarınızla hazırladığınız içeceklere bir daha dokunurmuyum diye kendi kendime konuşuyorum.

Ye iç yat nereye kadar biraz otelin dışına çıkıp etrafı keşfedelim istiyoruz.

Dışarıda ilk dikkat çeken şey eski ve yeni otomobiller.

Bu bölgede o kadar çok yeni araç görüyoruz ki, bu da ekonomik açıdan bu bölge insanının daha refah içinde yaşadığının kanıtı diye düşünüyorum.

Yol boyunca hediyelik eşya dükkanları, barlar ve restoranlar bilindik turistik bir yer.

Ve dikkatimizi minik bir seramik atölyesi çekiyor ( Taller de Cerámica Artística).

Çok güzel çalışmalar var, yapım teknikleri ve fırınlama konusunda bilgi alıyoruz çünkü bizimde ilgi alanımız.

Ürünler biraz pahalı ve seramik eşya taşımak riskli olduğu için sadece bakmakla yetiniyoruz.

Süslü at arabaları, coco taksiler, klasik otomobiller, taksiler yol boyunca durup gideceğiniz yere bırakalım diye taciz ediyorlar.

Biz bu günü yürüyüşe ve fotoğraf çekmeye ayırdığımız için hiç bir araçla ilgilenmiyoruz, taki iyice yorulana kadar.

Dönüşü coco taksi ile yapıyoruz…

Akşam yemeğinden sonra tekrar plaja gidip anın keyfini çıkartıyoruz.

Tam karşıda durmadam gök yüzünde şimşekler çakıyor.

Karşı adalardan bir Jameika, Eylül ve Ekim buraların şiddetli fırtına ve kasırgalara kurban gittikleri aylar.

Tuhaf bir şekilde burada yağmur bile yok, sadece havai fişek izler gibi çakan şimşekleri izliyoruz ve acı bilancoyu ertesi gün öğreniyoruz.

Haiti ve Jamaika’yı Matthew Kasırgası vuruyor binlere yakın ölü sayısı.

Biraz bencilce kasırga iyi ki burdan geçmedi diye düşünüyoruz ve haberlerde Santiago da Küba’nın şiddetli yağışlara maruz kaldığını ve bir çok iş yerinin zarar gördüğünü öğreniyoruz.

Tabiat ana bazen verdiğini geri alıyor, kimileri ise buna kader diyebiliyor.

Denizin ve güzel havanın keyfini çıkarttıktan sonra akşam üstü, üstü açık bildiğimiz klasik turist otobüsleri ile bir tura çıkıyoruz, istediğiniz durakta inip tekrar istediğiniz yerde binebiliyorsunuz.

Aldığınız bilet tüm gün için geçerli.

İndiğimiz durakta bir alış- veriş merkezi varmış meraktan içeri giriyoruz, etrafa bakarken Türkiye’den ithal tencere tava görüyoruz, tezgahtaki bayan Türkiye’den en çok krem ve diğer kozmetik ürünleri getirdiklerini söylüyor ve satışların oldukça iyi olduğundan bahsediyor.

Bir tek dizi satmıyormuşuz ne mutluluk verici bir haber.

Akşam iş yerinden çıkıp eve giden işçilerin yol kenarındaki araçlara otostop çektiklerine şahit oluyoruz, geçen araçların çoğu dolu.

Kamyon şeklinde ki dolmuşlar bile tıklım tıklım.

Şanslı olanlara bazı araçlar duruyor.

İşçinin, çalışan emekçinin derdi hep aynı, nerede olursak olalım.

Varadero’da kaldığımız üç gün boyunca sadece bir gün akşam üstü yağmur yağıyor kötü hava şartlarına maruz kalmadığımız için elbette kendimizi şanslı hissediyoruz.

Güzel ve sayılı günler çabuk geçti deniz, güneş ve kuma veda zamanı..

Bu sefer ki rotamız Küba’nın diğer bir uç noktası olan ‘’Pınar del Rio ‘’ şehrinin küçük bir kasabası olan tütün tarlaları ile ünlü  ‘’Vinales ‘’

Yaklaşık 310 km bir yolumuz var.

Vinales ‘e gitmek için tekrar Viazul otobüs firmasını tercih ediyoruz.

Çünkü çok daha ekonomik…

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.