SON DAKİKA

Castro Ölmeden Önce Küba 10

Bu haber 31 Temmuz 2017 - 17:38 'de eklendi ve 326 views kez görüntülendi.

Castro Ölmeden Önce Küba 10

Motor kiralayarak büyük bir hareket özgürlüğü ve vakit kazanmış oluyoruz.

Böylece ikinci büyük şehri daha meraklı gözlerle gezebileceğiz.

Öncelikle motora benzin almamız gerekiyor.

Bir benzinci buluyoruz kapalı, daha doğrusu kocaman 2 tanker var onları dolduruyorlar.

Trafik deli gibi akıyor sanki her yandan araç geliyor gibi.

Burada sanki trafik Havana’dan daha yoğun gibi.

Sorarak, başka bir benzin istasyonu bulmaya çalışıyoruz.

Motorlu biri bizi takip edin diyor, takıldık peşlerine orada da koca tankerler var ve onlarca motor kuyrukta bekliyor
çok garip bir durum…

Bekleyemeye elbete tamammül edemeyiz, zaten dökülüyorum.

Kaç tane yere uğradıysak hep aynı manzara.

Neredeyse tüm Santiago’yu dolaştık boş tek bir benzin istasyonu yok !

Başka bir istasyona daha uğruyoruz, gene onlarca motorsiklet kuyrukta bekliyor.

En sonunda iniyorum motordan direk benzin istasyonunun ofisine girerek yardım istiyorum.

Meğer önce herkese fiş kesiyorlarmış tabi para ödedikten sonra.

Ben çok hastayım bekleyemem diyorum parayı uzatıyorum.

Burada acıtasyon yapıyorum ama başka çare yok mecburen hastalığımı kullanıyorum, saatlerce sıra bekleyecek ne sabrım ne de sağlığım var.

Adam parayı alıyor depoyu doldurun diyorum 6 CUC tuyor, ciddi anlamda çok ucuz, sanırım lokal fiyat olarak hesapladı adam.

Kestiği fişi, pompanın başında ki adamı göstererek ona verin, önce sizi alacak diyor.

Hemen depomuzu doldurup, hızlıca uzaklaşıyoruz.

Bugün için henüz bir plan yok ama vakit Motor üstünde denize doğru yol alıyoruz.

İnanılır gibi değil ama her yüz metrede bir yol kenarlarında anıtlar var.

Hepsi bakımlı ve tertemiz, adamlar devrim yolunda ölen tek bir şehidini dahi unutmamış hepsinin adına irili ufaklı sembolik de olsa anıt dikmişler.

Ülkenin en güzel yanı, nereye gitmek istersen iste her köşe başında yön tabelası var, bu da hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor.

Yolda polis noktası var bizi durduruyorlar, işaret dili devreye giriyor tekrar.

Polisler genç ve güler yüzlü.

Ehliyet, ruhsat, pasaport klasik kontrol yapılıyor ve geri dönüp dönmeyeceğimizi soruyorlar.

Bizde bugünlük keşif turu dolaşıyoruz diye anlatmaya çalışıyoruz, tamam diyorlar ve el sallayarak uğurluyorlar
bizi.

Sierra Maestra dağlarının eteklerinden geçiyoruz, aslında dağlara çıkmadan olmaz ama bu seyahatimizde
maalef imkansız.

Aklım dağlarda kalıyor genede.

Dağların eteklerinde otlayan hayvanları izleyerek geçiyoruz.

Bunca yıl aç ve muhtaç yaşamadan hayatta kalmalarının sebebine canlı tanık oluyoruz.

Sürülü tarlalar, evet kara sabanla, en ilkel metotlarla ama ama İMF ye borçlanmadan, yarın bu borcu nasıl öderiz diye düşünmeden !

Neyse biz ineklere dönelim, İnek görünce aslında şaşırıyoruz.

Küba’da İnek bakımı ve kesimi de devlet kontrolünde.

O yüzden kırmızı et sevenler burada bu sevdasından vazgeçmeli.

Balık, tavuk ve domuz eti dışında pek bir seçenek yok.

Bazı restoran sahipleri kaçak olarak et servisi yapıyorlarmış fakat ilk ihbarda hepsini içeri tıkıyorlar, yasalara karşı geldikleri için.

Küçük şirin kasabalardan geçiyoruz ve en sonunda Siboney plajına varıyoruz.

Motorla sahile kadar iniyoruz, hemen birileri gelip motora ben göz kulak olurum demeye başlıyor.

Yok arkadaş diyoruz.

Taşlık bir koy burası, denize kadar yürüyüp ayaklarımızı sokuyoruz.

Su o kadar berrak ki, tertemiz bir denizim ben diye bağırıyor adeta.

Etraf yemyeşil ve huzur verici. Biraz burada oyalanıp hava tam kararmadan geri dönüyoruz.

Ne kadar güvenli olursa olsun ülke, burası biraz tenha o yüzden riske gerek yok.

Dönüşte polisler durdurmuyor. Akşam yemeğini riske atmak istemediğimiz için tekrar Melia hotele gidiyoruz.

Akşam olunca çocuklar, kadınlar, gençler herkes sokakta.

Derin sohbetler,oyunlar, meraklı gözler.

Sadece farklı bir değişiklik var burada. Sokak ortasında yanan ateşler ve üzerinde kaynayan kazanlar.

Merak ediyoruz yaklaşınca meyve kaynattıklarını görüyoruz.

Ama her adım başı aynı manzara.

Reçel zamanı galiba.

Bu arada kaldığımız yeri bulamıyoruz, çünkü her sokak birbirine benziyor.

Aynı yerde dönüp durmaya başladık. Sabah kahve molası verdiğimiz Libertad otelinin önünden geçiyoruz en iyisi onlara sormak.

Barda ki garson hemen hatırlıyor, buyrun diyor yardıma ihtiyacımız var, adresi göstererek tarif edermisin
diyorum.

Çok karışık bulamazsınız, bir dakika bekleyin diyor.

Kapıya çıkıyoruz birlikte, yoldan geçen bir motorluyu durduruyor ve adresi gösteriyor bizi o adrese götürmesi için rica ediyor 1 CUC karşılığında, götürürüm diyor.

Hay hay tabiki. Garson arkadaşa çok teşekkür ediyoruz ve hem mutlu hemde şaşkınız.

Neyse adam önde biz arkada takip ediyoruz motorla, ta evin kapısına kadar bırakıyor bizi.

Harika bir yöntem valla Küba da yolunuzu kaybedereniz sizlerde bu yolla kaybolmaktan kurtulabilirsiniz.

Motoru dışarıda bırakamayız, evdekilere soruyoruz, onlarda binanın içi müsait değil fakat yan komşunun
evinin giriş katı uygun diyor, balkondan komşuya sesleniyor bizim teyze.

Komşu 2 CUC verirlerse içeri alırız diyor. Hemen kabul ediyoruz tabi. Motoru koca basamaktan yukarı zorla evin içine ittiriyoruz.

Sallanan sandelyesinde oturan teyze gülümsüyor, çocuklar evin içinde bizi görmek için kapı aralarından bakıp kaçıyor.

Çok hoşlar cidden.

Yukarı çıkıyoruz. Terasta biraz vakit geçirmek için güzel bir hava var. Ve gün biter…

Ertesi sabah ilk iş kliniğe gidip test sonuçlarını alıyoruz, ölecekmiyim doktor hanım ?

Şaka bir yana, su ya da buz aracılığı ile geçen bir parazit diye açıklama yapıyor.

Buzlu tüm içeceklere elveda…

İğne ve ilaçlarla kendimi daha iyi hissediyorum, genede dinlenmek gerek o yüzden.

Doğruca, dünkü palaja yorulmadan bir gün geçirmek istiyoruz.

Denizden kocaman 3 adet balık yakalamış bir adam satmaya çalışıyor.

Hepsini temizletip, ızgara yaparım,yanında da kızarmış muz diyor, ne kadar diyorum 30 CUC diyor.

Tmm hazır olunca seslen diyoruz.

Balıklar hazır, of of mis gibi kokuyor, kocaman löp beyaz et.

10 gündür ilk kez bu kadar lezzetli ve güzel bir yemek yiyoruz. Valla kendime geldim.

Dönüşde Santiago de Küba’nın devrim meydanına (Plaza de la Revolucion Mayor Gerneral Antonia
Maceo ) uğruyoruz.

Bu sefer meydanda bizi bekleyen devasa heykel Antonia Maceo’nun bronz heykeli.

23 adet keskin kılıç görünümlü metaller anıtı daha da ihtişamlı kılıyor.

Yukarı doğru yükselen merdivenlerden çıkarken ulu bir kişiye bakar gibi ,bakılsın diye tasarlanmış sanki.

Görülmeye değer bir anıt meydan.

Bu şehirde yapılabilecekleri kısaca özetleyip bu şehirden de ayrılalım.

Castillo de San Pedro de la Roca del Morro : Şehir merkezinde uzakta, görülmeye değer.

Cementerio de Santa Ifigenia : Ulusal kahraman Jose Marti’nin anıt mezarı burada.

Parque Cespedes : Şehrin kalbi gibi

Casa de Diego Velazquez (Museo de Ambiente Historico Cubano): Şehir meydanında, aramanıza bile
gerek yok.

Karadeniz evlerine benzerliği olan bina ülkenin en eski binası.

Museo Provincial Bacardi Moreau: Ülkenin en eski tarih ve sanat müzesi ayrıca Mısır, Peru ve Amazon
muyalarının sergilendiğini duyduk maalesef oraya gidemedik.

Museum of the Clandestine Struggle : Devrime dair bir müze.

Cuartel Moncada (Museo Historico 26 de Julio: Devrim tarihi müzesi.

Ziyaret edeceğimiz bir sonra ki şehir Trinidat yaklaşık 500 km uzaklıkta …

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.