SON DAKİKA

Castro Ölmeden Önce Küba 7

Bu haber 07 Temmuz 2017 - 19:23 'de eklendi ve 372 views kez görüntülendi.

Castro Ölmeden Önce Küba 7

Geçen hafta  yazımı bitirirken bir sonraki plandan bahsetmiştim.

Evet bugün Hemingway’ın meşhur güzel evine gideceğiz.

Elimdeki bilgiler ise : San Francisco bölgesinde olduğu ve 13 km olduğu.

Erkenden yola çıkıyoruz, nasıl gideceğimizi bilmediğimiz için önce Capitol meydanına çıkıyoruz.

Bir kaç kişiye soruyoruz nafile kimse anlamıyor ya da bilmiyor.

Öylesine tuhaf bir durum ki akın akın turist gelen bir ülkede sorduğunuz sorunun cevabını size verecek neredeyse kimse yok.

Tabi ki kolayı seçip bir acentaya giderek Küba da yapmak istediklerinizi belirterek istediğiniz turu alıp konforlu klimalı ‘’TRANS TUR ‘’otobüsleri ile Küba’yı elbette rahat rahat, etliye sütlüye dokunmadan gezebilirsiniz …

Gittiğim ülkelerde elimi kolumu sallaya sallaya, bölgenin yerlisi gibi hareket etmeye bayılırım.

O yüzden de bugün Hemingway müzesine belediye otobüsüne binerek gitmek istiyoruz, tabi ki başarabilirsek .

Bir kağıda  ‘’ Casa Museo de Ernest Hemingway ‘’ yazdım her önüme gelene soruyorum, biri saga git diyor biri sola git.

Hava ısınmaya başlıyor ve Mahmut’un ayakları ağrıyor tamam diyorum bisi taksiye biniyoruz o da bizi geri Capitol meydanına getiriyor.

Eeee diyorum nasıl gideceğiz ?

Son şans birisine daha soruyorum ve adam hiç konuşmadan beni takip edin dercesine eliyle işaret ediyor, arkasından yürüyoruz Küba’nın arka sokaklarından geçiyoruz.

Eski evler telefon direklerine protesto amaçlı atılmış ayakkabılar, korkunç gözüken kasaplar, oyun oynayan çocuklar ve parkın karşısında bir otobüs durağına geliyoruz.

Adam otobüs durağında  sıra bekleyen bir kıza yaklaşıyor konuşmaya başlıyor.

Konuşmalardan anladığımız, kızın ineceğimiz durağı bildiği.

Bizi kızın önünde sıraya sokuyor ve el sallayarak uzaklaşıyor.

Nasıl yani para istemedi ? Küba da biri yol gösterdi ve para istemedi! Öylesine şaşkınız ki anlatamam.

Sırada beklerken kıza kağıdı gösteriyorum  ‘’Si ‘’ diyor.

Kuyrukta yaklaşık 15 dakikadır bekliyoruz nihayet otobüs geldi ve kız önden bindi bize geçin diyor, parayı uzatıyorum almıyor.

Kendisi bizim otobüs biletlerimizi ödemiş.

Kıza zorla parayı veriyorum, almıyor.

Valla bi tuhaflık var diyorum.

Geldiğimiz günden beri üstümüze para para diye çullananlardan bugün gayet mütavazi birilerine denk gelmek normal değil.

Kesin bunlar çete, bizi yanlış otobüse bindirdi başımıza iş aldık diyorum.

Mahmut tepkisiz, takılıp gittin adamın arkasına şimdi de kızın arkasına takıldık ‘’bekleyelim ve görelim’’ diyor.

Benim kafamda bi sürü seneryo çizildi bile.

Yaklaşık bir saattir otobüsteyiz ve yol hiç bitmeyecek gibi.

Bu arada 13 km  falan da değil en az 40 km yol geldik ve devam ediyoruz.

Boşver şu durakta inelim diyorum tam o sırada kız kaş göz işareti ediyor, birlikte iniyoruz.

Yolun karşısına geçip yukarı doğru dar bir sokağa giriyoruz, bildiğin varoşlara geldik, ah kafam diyorum.

Yol ikiye ayrılıyor kız burası der gibi işaret ediyor ve usulca yoluna devam ediyor,sesleniyorum bakmıyor, para diyorum bakmıyor.

Teşekkür ederim diyorum hızlıca uzaklaşıyor.

Birden  bir korku sarıyor içimi, şimdi saldıracaklar bize diyorum .

Mahmut dalga geçiyor bak bak  kafanı kaldır da yazıyı oku, bırak hikaye yazmayı diyor.

’Finca Vigia Museo Hemingway ‘’

Gözlerime inanamıyorum gelmişiz gerçekten hiç konuşmadan derdimizi anlatmış ve birileri yolu bulmamıza yardımcı olmuştu.

Anında kafamdaki korku filmi seneryosu değişiyor ve hala tertemiz güzel insanların varlığı ve yardım severliği alıyor yerini.

(Sonradan öğrendiğimiz bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum : Küba da turizm ile uğraşmayan sıradan başka iş yapan vatandaşların turistler ile konuşması yasak ve para cezası varmış.

Bugün karşımıza çıkan o iki naif insanın hiç konuşmadan bize yardım etmelerinin sebebini böylece anlıyoruz. )

Girişte ki gişeye kişi başı 5 CUC ödüyoruz, sağlı sollu dikilmiş ağaçların olduğu koridor gibi uzanan, dar asfalt yoldan yukarı doğru yürüyoruz, burası bir evin girişinden ziyade adeta orman gibi.

Ağaçların arasından yürümeye devam ediyoruz.

Hediyelik eşya ve kafeteryalar bölümü.

Hemen oturup soluklanıyoruz ve birer yorgunluk kahvesi içiyoruz.

Yürümeye devam, tepede beyaz bir kule görüyorum, yavaş yavaş yaklaşıyoruz eve.

Ev 1886 yılında İspanyol bir mimar tarafından tasarlanıp inşa edilmiş.

Hemingway burayı 1940 yılında 12 bin beşyüz Amerikan dolarına satın almış.

Ve bu evde Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Yaşlı Adam Ve Deniz ayrıca Paris bir Şenliktir  adlı kitaplarını yazmış.

Yürüdükçe bir tepeyi aştığımızı hissediyoruz ve sonunda evi de görüyoruz, tek katlı bir ev ve yanında tepeye hakim gözetleme kulesi gibi bir yapı mevcut.

Koca  bir ormanın içinde tek katlı inanılmaz sade ve güzel bir ev.

Merdivenlerden yukarı çıkıyoruz o da ne ?

Evin her tarafını olay mahali gibi kapatılmış.

İçeri girmek  yasak diyor görevli, pencerelerden resim çekebilirsiniz.

Yahu biz onca yolu pencereden resim çekmek için mi geldik?

Nasıl uyuz oluyorum böyle durumlarda.

Biz ne badireler atlattık geldik buralara kadar diyemiyorsun tabi.

Pencerelerden evin içine inceliyor ve fotoğraflarını çekiyoruz, geldik de görmedik demiyelim bari.

Şaka gibi bazı şeyler bu ülkede.

Salon ve diğer odaların duvarlarında Afrika hayvanlarının tahnitlerini görüyoruz.

Bizzat kendisinin avladığı hayvanlar olsa gerek.

Geyik, ceylan, bufalo vb hayvan kafaları.

Yatak odasında yatağının üzerinde eski bir gazete ‘’Hemingway’in eşi uçak kazasında öldü ‘’ yazıyor ve gazetenin üstünde bir anahtar.

Duvarlarda ayrıca bir çok tabloda mevcut kime ait olduğunu bilemiyoruz çünkü içeri girip bakamıyoruz.

Çalışma odası kütüphanesi  herşey yerli yerinde. Hatta daktilosu bile rafta duruyor.

Gözetleme kulesinden yukarı çıkıyoruz manzara nefis burada da ayrıca bir çalışma odası var.

Böylesine huzurlu bir ortamda kitap yazılmaz da ne yapılır.

Ve pencere kenarında büyük bir teleskop duruyor.

Bir köşede de bambu şezlong bibi rahat bir yatak mevcut.

Gayet keyifli bir yer.

Bahçeyi gezmek için aşağıya iniyoruz büyük bir havuz ve her iki yanında Hemingwayin yatları duruyor Bahçede uzun uzun yürüyüş yapıp doğanın keyfini çıkartabilirsiniz…

Artık geri dönüş zamanı yürüdüğümüz yoldan caddeye çıkıyoruz ve otobüs durağına geliyoruz, tekrar belediye otobüsüne binerek Havana’ya dönüyoruz.

Yemek molası verip günü bitirmiyoruz. Sırada ‘’Devrim Meydanı’’(Plaza de la Revolución) var.

Tekrar bir belediye otobüsüne binerek üç durak sonra devrim meydanına varıyoruz.

Çok yakınmış diyoruz sabah ki otobüs yolculuğu ile kıyaslayınca.

Hani herkesin önünde resim çektirdiği Batisba döneminde yapılan çirkin bakanlık binaları varya  ve üstünde demirden yapılmış Che ile Camilo’nun silüetlerinin yer aldığı meydan.

İşte oradayız ilk gün şehir turu yaparken, inip gezemediğimiz meydan.

Aslında meydanı meydan yapan ulusal kahraman Jose Marti’nin devasa anıtı.

Jose Marti’nin anıt ve heykellerine Kübanım her yerinde rastlayabilirsiniz.

Anıt yapımına Jose Marti’nin 100 yılı  anısına saygı göstermek adına 1940 yılında yapılan bir yarışma ile karar verilir.

1952 yılında birinci gelen anıt değilde üçüncü olan anıtın yapılmasına karar verilir.

(Bi yolsuzluk kokusu aldım. )

Jose Marti Küba’nın ulusal kahramanı ve simgesidir.

O bir siyasetçi, bir devrimci, bir ozan, bir gazeteci, edebiyat profesörü ve elçiydi.

Yaşadıkları ve gördüğü eğitim onun her alanda başarılı olmasına yardımcı oldu.

Marti, 1853’de Küba’da doğdu. Küba, o zamanlar, İspanya’nın bir kolonisiydi.

Jose Marti’nin babası İspanyol, annesiyse Kanarya Adaları’ndandı.

Jose Marti, çok gençken siyasete atıldı ve İspanyol yönetimiyle çatışmaya başladı.

Daha 17 yaşındayken 6 yıl boyunca ağır çalışma kamplarında tutsak olarak tutuldu ve sonrasında İspanya’ya sürüldü.

Yaşamının büyük bölümünü sürgünde geçirdi.

İspanya’dayken Hukuk ve Felsefe Bölümlerini bitirdi.

Daha sonra Mexico City’ye gitti ve ailesiyle buluştu. Orada edebiyat yaşamı başladı.

1878’de evlendi, bir oğlu ve bir kızı oldu.

Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı.

Aynı zamanda siyasi eylemlerini de sürdürdü.

Bu yaşam biçimi onun öğretilerinin zenginliğini kaynağıdır.

Siyasi etkinliği nedeniyle hep başı derde girdi ve hiçbir ülkede uzun süre kalamadı.

Küba’nın ABD’ne bağlanmasına karşı çıktı. 1892’de Küba Özgürlük Partisi’ni kurdu.

ABD emperyalizmine karşı Güney Amerika’nın birliği için savaştı.

1895’de Küba’nın özgürlüğü için Küba’ya çıkartma yaptı.

Başarısızlıkla sonuçlanan isyanın ilk çarpışmalarından birinde İspanyol askerlerince vurularak öldüğünde 42 yaşındaydı.

Jose Marti yaşamını, Küba’da İspanyol koloni yönetimini sona erdirilmesi ve Küba’nın ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır.

Bütün öğretisi kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi gözeten yönetimleri uyarmaya dayanmaktadır.

Yapıtlarında bütün despot yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır.

Onun yazıları demokratik gelişmeye yol göstericidir.

Tüm bu bilgilerin yanı sıra pek vaktinizi almayacak bir meydan anıta pek fazla yaklaşamıyorsunuz çünkü askeri korumalar  buna  izin vermiyor.

Bugünlük de bu kadar diyelim…

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

4 ADET YORUM YAPILDI
Hamit7 Temmuz 2017 / 22:20

Çok iyi bir yazı olmuş. Sürükleyici 🙂 Büyük bir lider olmanın özelliklerini taşıyan ender isimlerden.

Berke7 Temmuz 2017 / 23:19

Sayenizde çok iyi şeyler öğreniyoruz 🙂

umut k7 Temmuz 2017 / 23:42

Kuba dunyanin en guzel ulkelerinden mutlaka gezilmeli

[…] Kaynak : http://bihabermedya.com/castro-olmeden-kuba-7/ […]