SON DAKİKA

iphone 8 Geliyor

CepTeknoloji

Venüsün Doğuşu

Bu haber 28 Temmuz 2017 - 15:15 'de eklendi ve 233 views kez görüntülendi.

Sanatın her yerde var olması ve estetik algının toplumdaki temel manası, sanatın ve estetik algının güç olarak kaybedilmesiyle beraber kendini gösteren durumlardır.

Bireyin yaratıcı güçlerinin ortaya çıkarılmasının en ekonomik yolu, insanın sanat yolu ile eğitimidir.

Bu da titiz bir gözlem sonunda nesneler arasındaki düzen ya da düzensizlik ilişkilerini sezmeye yönelik bir algılama “gözle düşünme” eğitimidir.

Burada “araştırma, seçme, önemli özelliği kavrama, sadeleştirme, soyutlama, analiz sentez yapma, tamamlama, düzeltme, kıyaslama, problemi çözme, birleştirme, ayırt etme ve anlam bütünlüğüne ulaştırma gibi işlevler söz konusudur”.

Bu nedenle sanat eğitimi yalnızca yetenekliler için değil, her meslekte eğitim alanlar için gereklidir.

Sanat tarihini incelerken dikkat edilmesi gereken noktalar vardır.

Sanat akımları yalnızca estetiksel kaygılardan dolayı ortaya çıkmamaktadır.

Şunu unutmamalıyız ki Sanat yada Sanatçı kavramı 1700’lerin sonuna kadar pek bir anlam ifade etmemektedir.

Plastik sanatlar (özellikle resim ve heykel) kilise egemenliği altındaydı.

Ve kiliselerin istediği şey sunaklara yerleştirmek üzere simgesel çalışmalardır.

O dönemde kimse sergi salonuna resim asayım kavramını düşünmemiştir bile.

Sanat tarihi içinde var olan sanat akımlarının ortaya çıkışında yönetim şekilleri, sosyal gelişmeler, bilimsel ilerlemeler vs birçok öğe rol oynamıştır.

Bu akımlar kendilerinden önceki akıma bir tepkidir.

Rönesans da denge, sadelik, ölçüler önemliydi.

Her şey matematikle anlatılıyordu, kompozisyonlarını bile matematiksel kurallara bağladılar.

Yeni bir dünya görüşüyle birlikte barok bu kuralcılığa bir tepki olarak doğdu, hareketlilik, derinlik ortaya çıkmış, rönesans resmindeki simetri bozulmuştur.

Realizm’den önceki sanatlarda konular, şekiller seçilir en gösterişli bir şekilde yansıtılırdı.

İşte doğayı olduğu gibi vermek, gerçekçi olarak canlandırmak için realizm ortaya çıktı.

Empresyonizmin ortaya çıkmasında sanayileşmenin, kent yaşamının büyük etkisi olmuş, kendilerini doğaya atan ressamlar güneş ışığını keşfetmişler, güneş ışığının renkler üzerinde yaptığı farklılıkları tuallerine aktarmışlardır .

1. ve 2. dünya savaşı sonrasında ressamlar tepkilerini şaşırtıcı yeni sanat akımları ile ortaya koymuşlardır.

Gerçek dünyanın baskılarından bunalıp yaşadıkları dehşet dolu görüntülerden düşler dünyasına sığınmışlardır.

Sürrealizm’in (gerçeküstücülüğün) ortaya çıkışı böyle başlar.

Sigmund Freud’un bilimsel çalışmaları onları etkiler.

Psikoloji ve bilinç altı ile ilgilenirler, resimlerine yansıtırlar.

Bilinç altının ve rüyaların gizemli dünyası onları çeker Picasso” sürrealizm bir rüyalar iklimidir ” der .

Rönesans Dönemi :

Rönesans’ta anatomik kaygılar, gerçeğe yaklaşma, perspektif ve ışık gölge kavramları daha önce hiç görülmemiş biçimde önem kazanmıştır.

Bu dönemde usta çırak ilişkisi ile şekillenen sanatçılar, eski ustaları geliştirme gayreti içerisine girmiş ve o döneme kadar görünmemiş teknikte eserler üretmeyi başarmışlardır.

Onların keşfettiği teknikler, günümüze kadar sanatın, temellerini oluşturacak elementlerdir.

Rönesans, sözlük anlamı “yeniden doğuş” olan bir sözcüktür.

Ancak Rönesans’ın insanlık tarihi ve belleğindeki yeri sadece bir sözcük ve onun sözlük anlamından daha fazlasıdır.

Rönesans, Avrupa tarihinde Ortaçağ’ı takip eden dönemin adıdır.

Bu dönemde, Avrupa toplumunu klasik öğretilere yeniden dönüp yorumlarken, dünyayı keşfe çıkarken, dil, kültür ve bilim alanında gelişmeler kaydederken izleyebiliriz.

Köklerini İtalya’dan alan ve on dördüncü yüzyıl ile on yedinci yüzyıl arasındaki zaman dilimini kapsayan bu dönem, modern tarihe doğru bir sıçrama tahtası olarak değerlendirilir.

Rönesans dönemi ressamları da bütün bu tarihsel değişimde yerlerini aldılar ve insanlığın kültür mirasına unutulmaz eserler bıraktılar.

Rönesans döneminin ünlü resamlarını ,başyapıtlarını  ve  diğer ünlü eserlerini sizlere burada tanıtmaya çalışacagım.

Dönemin en ünlü ressamlarından biri olan Sandro Boticelli (1445-1510) ve Venüs’ün Doğuşu :

Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi ama o abisinin “küçük fıçı” anlamına gelen “Botticelli” lakabı ile anıldı.

İtalyan rönesans ressamı şanslıydı, sanat için en doğru şehir Floransa’da doğdu.

Abisinin yanında kuyumcu çırağı iken, Medici ailesinin desteği ile eğitim alıp ressam oldu.

Papa’nın daveti ile Michelangelo’dan 25 yıl önce Vatican’a gidip Sistina Şapeli’nin duvarlarında ki o eşsiz eserler Botticelli’ye aittir.

Botticelli’nin resimlerinde hep Venüs, Madonna gibi ilahi karakterler olmuştur ama bu onun dine düşkünlüğünden değil, güzelliğe ve zerafete olan düşkünlüğündendir.

Resimlerindeki kadın vücutları pek orantılı değil, hatta perspektif anlamında da hatalarla doludur, ancak bu ilginç bir şekilde çok büyüleyici bir güzellikte olmalarını engellemez.

Botticelli Floransa’ya döndükten sonra müthiş bir üretkenlikle şaheserlerini tamamladı.

Venüsün Doğuşu;

Ressam : Sandro Botticelli (1445-1510)

Resmin Adi : The Birth of Venus (1486)

Nerede : Uffizi, Floransa, İtalya

Boyutu : 172,5 cm x 278,5 m

Mitolojide Venüs’ün doğuş hikayesi oldukça enteresan.

Kronus, babası Uranüs’e kızar ve babasının cinsel organını kesip denize fırlatır.

Bu şekilde deniz Kranus tarafından döllenmiş olur ve güzeller güzeli Venüs doğar, hem de büyümüş serpilmiş bir şekilde.

Bu resim, sanat düşmanı meşhur din ve devlet adamı Savonarola’nın elinde yakılmaktan zor kurtuldu, bunda elbette Boticelli’nin Medici koruması altında olmasının etkis vardı.

Önce hikayeyi kısaca anlatayım; Yunan Mitolojisi’nde Zaman Tanrısı olan Kronos, titan, yani ‘ata’dır.

Aynı zamanda Zeus‘un da babasıdır ve Zeus tarafından tahtından edilmiştir. Kronos, babası Uranüs‘ün soyunu kurutmak için cinsel organını kesip Akdeniz’e atar.

Uranüs‘ün denize atılan ‘kaynağı‘, denizin dalgalarıyla köpüklenerek döllenir.

İstiridye kabuğunda güvercinler tarafından korunan bu ‘yeni hayat’, bir süre sonra kabuğun kırılmasıyla ortaya çıkar.

Bu, ‘Aşk ve Güzellik Tanrıçası’ Venüs‘tür ve güzelliğiyle görüldüğü her gözü büyülemiştir.

Venüs, Yunan Mitolojisi’ne “köpük” manasına gelen “Aphros“tan türeyerek ‘Afrodit‘ ismiyle girer.

Bu kompozisyonda, Venüs‘ün istiridye kabuğundan çıkıp kıyıya doğru gidişi resmedilmiş.

Kıbrıs kıyısına vuran istiridyeden çıkan Venüs, uzun saçı ve sol eliyle cinsel organını kapatırken sağ eliyle göğsünü örtmeye çalışmaktadır.

Bu duruş, sanat tarihindeki Capitoline Venus pozudur.

Uzun boynu, düşük ve biçimsiz omuzları ve gövdesiyle gerçek boyutlarından uzak, ancak zamanının güzellik algısına uyan biçimde resmedilen Venüs’ün yüzü, bugün hala ‘güzel kadın hatları’nın örneğidir.

Sağ tarafa bakınca Hora‘yı göreceksiniz.

Uzun çiçekli elbisesi ve Venüs’ün saçlarına benzer uzun saçlarıyla Hora, Roma Mitolojisi’nde Mevsim Tanrıçası’dır ve elindeki çiçekli pelerinle Venüs‘ün çıplaklığını örtmeye hazırlanmaktadır.

Üç güzel tanrıçadan biri olan Mevsim Tanrıçası Hora‘nın bu elbisesi ve uzattığı renkli pelerin, baharın gelişini müjdeleyen ilk öğedir.

Baharı haber veren bir başka öğe, soldaki iki figürden erkek olan; yani Zefirus‘tur.

Mitolojide baharın gelişi demek olan tatlı Batı rüzgarlarının tanrısı olan Zefirus, Venüs‘e doğru üflemekte.

Üfleyişiyle baharı getiren Zefirus, burada bize “Venüs’ün doğuşu, bahardır” demek istiyor olabilir.

Zefirus‘un kucakladığı kadın, doğanın düzeninden sorumlu tanrıça Chloris’tir (diğer ismiyle ‘Flora’) ve o da baharı simgeler.

Zefirus ile Chloris‘in çevresindeki güller de yine baharın habercisidir.

Gül, aynı zamanda deniz kabuğu, kuğu ve güvercin gibi Venüs‘ün de simgesidir.

Arka plandan bahsetmem gerekirse, peyzaj sizleri Kıbrıs kıyılarına götürür.

Venüs de zaten kıyıya çıkmak üzeredir ve bahar gelmiştir.

Gökte bahar arifesi havası var.

Botticelli‘nin bu işine verdiği ışık, hafiften altınımsı bir renge sahip.

Işık, sağ tarafta çiçeklenmiş ağaca, deniz kabuğunun üzerine ve Venüs‘ün bedenine vurmaktadır.

Ressamın Lorenzo de Medici‘nin siparişi üzerine Angelo Poliziano‘nun şiirinden ilham alarak 1485’te tamamladığı ve orijinal ismi “Nascita di Venere” olan bu resim, Floransa’daki Uffizi Müzesi’nde sergilenmekte.

Boticelli’nin eseri yapmaktaki amacı Pagan dinine ait sembolleri sıralamak ve klasik Yuna’na dair bir hikayeyi resmetmek değildir.

Rönesans döneminde yaygın Pangan inanışını ve Hristiyanlığı bir araya getiren sentez yaratma amacındadır.

Ve belki de dinler arası dialoğun fikir babasıdır .

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.