SON DAKİKA

iphone 8 Geliyor

CepTeknoloji

Kuklayı Değil Kuklacıyı Bulun – Sedat Doğruer Yazdı

Bu haber 30 Temmuz 2017 - 20:17 'de eklendi ve 871 views kez görüntülendi.

KUKLAYI DEĞİL KUKLACIYI BULUN

Her gün olanlara baktığımızda, ülkede yaşananlar inanın akıl hastanelerin de bile yaşanmıyordur.

Freni boşalan kamyon gibi her gün belirsizliğe doğru yol alıyoruz.

Yirmi dört saat içinde yaşadıklarımıza baktığımızda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’e saldırıyı daha konuşurken Maçka parkında bir bayana güvenlik görevlisinin müdahelesi sonrasındakiler, şimdi de Siverek’te Atatürk heykeline yapılan saldırıyı konuşuyoruz.

Gerek toplumsal kurallar, gerekse dini kurallar yaşı seksene ulaşmış bir insana saldırmayı hal ne olursa olsun kabul etmez.

Mehmet Malbora, adlı şahıs ’Dinimizde putperestliğe yer yoktur’ diye bağırarak Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Atatürk heykeline elindeki tahta ile zarar vermeye kalkıştı.

Kuran’da heykelin haram olduğuna dair tek bir ayet olmamasına rağmen bu kişinin saldırısının akıl ile izahı var mıdır?

Atatürk düşmanlığı ne üzücüdür ki onbeş yıldır katlanarak artmaktadır.

Bunda payı olanları herkes en az benim kadar biliyordur. Şimdi sizlere iki anı paylaşacağım.

Birisi Atatürk hayatta iken, diğeri de büyük önderimiz hayatta değilken yaşanan bir anı.

Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rasladık.

Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.

– Merhaba nine

Kadın Ata’nın yüzüne bakarak hafif bir sesle :

– Merhaba dedi.

– Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,

– Neden sordun ki, dedi. Buraların sahıbı mısın? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

– Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır.

Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir.

Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.

– Tabii söyleyeceğim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim.

Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ya geldim.

– Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?

– Gazi Paşamızı görmem için.

Başını pek ağrıttım da.

Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü.

Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum.

Rüyalarıma girdi Gazi Paşa.

Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi.

Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

– Senin Gazi Paşa’dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.

– Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O bizim vatanımızı gurtardı.

Bizi düşmanın elinden kurtardı.

Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan?

Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz.

Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı?

Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm.

Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek.

Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi.

Bana dönerek,

– Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır.

Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim.

Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü.

Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk’ün ellerine sarıldı.

Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu.

İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı.

Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü.

Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri.

Bunu Atatürk’e uzattı;

– Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim.

Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi :

“Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.

Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”

Birilerinin iddia ettiği gibi halk Atatürk‘ü diktatör olarak değil içten ve samimi duygularla sevdi.

Yukarıda da söylediğim gibi şimdi de Anıtkabir’i ziyarete gelen bir çiftin konuşmalarını, fotoğraflarını çeken Bayram Dalay’ın duyduklarına kulak verelim.

 

 

Bayram Dalay bir fotoğraf sanatçısı.

Yıllar önce bu fotoğrafları çekmiş.

Bu fotoğrafları özel arşivinden kendisinin izni ile elde ettim. (Buradan bu fotoğrafları yayınlamama izin verdiği için teşekkürlerimi iletiyorum)

Adam : Hanım, sen bu aslanları boşver, gerçek aslan içerde yatıyor.

Dalay, köyden karısına Anıtkabir’î göstermek için gelen adamın, deklanşöre bastığı anda yukardaki sözleri söylemekte olduğunu belirtti.

Fotoğrafa bakın kadının başında başörtüsü, ayaklarında takunyalar var.

Bir zamanlar bu ülkede Anıtkabir’e başörtüsü ile de girilebildiğinin delilidir bu fotoğraflar.

Bugünler de din elden gidiyor çığırtkanlığı yapanlar bilsinler ki; asıl onlar gibiler yüzünden insanlar inançlarını özgürce yaşayamadılar.

İstedikleri kadar uğraşsınlar halkının yüreğindeki Atatürk sevgisini asla silemeyecekler.

Herkesin kuklayı değil, kuklacıyı yakalaması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bu olayların planlayıcısı olanlar bulunmadıkça yarın ellerinde satırlarla bizlere saldıranları göreceğimiz günler yakındır.

Not : Fotoğraflar Sn. Bayram DALAY’ın özel arşivinden izin ile alınmıştır. 

Sedat DOĞRUER
Sedat Doğruers.dogruer@bihabermedya.com
HAYAT Yaşayamadığımız "BELKİLER" Yaşadığımız "KEŞKELER" ve İçimizde tuttuğumuz "NEYSELER" den İBARETTİR.....!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.