SON DAKİKA

iphone 8 Geliyor

CepTeknoloji

Castro Ölmeden Önce Küba 14

Bu haber 11 Eylül 2017 - 13:13 'de eklendi ve 281 views kez görüntülendi.

Planlı bir güne erkenden uyanıyoruz ve kahvaltımız hazır.

Vinales’in  marketinde keşfettiğimiz  beyaz peyniri de kadına uzatıyoruz, kahvaltı soframıza dahil etsin diye.

Günlerden sonra beyaz peynir daha doğrusu köy peynirini bulup yemek müthiş bir keyif.

Nasıl olurda turist köy peyniri yemez diye bir kanıya varmışlar hala anlamış değilim.

Çaylarımızı yudumlamaya devam ederken taksinin kornasını duyduk.

Hemen suyla doldurduğumuz sırt çantalarımızı alarak taksiyi bekletmeden çıktık yola.

Tarlaların arasından geçerek bir çiftliğe varıyoruz yol 10 dk bile sürmüyor.

Dün konuştuğumuz adam, bizi hazır bir şekilde bekliyor.

Atları göstererek, seçin diyor…

Amerikan kovboyu kılığında ki rehberimiz atlara binmemize yardımcı oluyor.

Ve tütün tarlalarına doğru yola çıkıyoruz…

Hava çok güzel, buna vadinin alabildiğine yeşil güzelliği eklenince at sırtındaki yolculuk daha da keyifli bir hal alıyor.

İlk durağımız toplanmış ve kurutulmuş tütün yapraklarının puro haline getirildiği devlete bağlı bir çiftlik işletmesi.

Atlarımızdan inerek, turist kafilelerini bekleyen barakalara doğru yürüyoruz.

Bizlere ayrılan banklara oturunca; tütünün ekiminden toplanmasına, kurutulmasına ve tütünün nasıl sarılıp içildiğine dair bilgiler veriyorlar ardından kurutmaya bıraktıkları tütün yapraklarının asılı oldukları yerleri geziyoruz.

Bu bilgileri veren tütün rehberi; hemen masanın üstüne koyup sardığı kuru tütün yapraklarını pura haline getirdikten sonra, tersini çevirip bala batırdı puroyu sonra yakarak kendisi derin bir nefes çektikten sonra, isteyen deneyebilir diye bizlere uzattı.

Tütünün hiçbir çeşidine bir sempatim olmadığı için denemedim, Mahmut denedi tabiki ve Türk olduğumuzu duyunca; pazarlamacı satış elemanın hedefine girdik.

Alman, Japon , ilgi duymayınca 10 adet taze sarılmış puroyu 250 CUC tan bize satmaya çalıştı. Yemezler…

Kibarca hayır diyerek masadan kalktık, tuhaf ve agresif bir şekilde fiyatı 200 CUC ‘a indirdi hayır dedik, indikçe iniyor 25 CUC’a verirsen belki dedik, atlarımıza doğru yürüdük.

Tam atlara bineceğiz paketi hazırlamış 30 CUC verin alın diyor.

İşte tahammül edemediğim terbiyesizlik bu! 250 nerede 30 nerede ?

Siz siz olun sakın pazarlık yapmadan toplu iğne bile almayın Küba’dan.

Tabiki Mahmut daha fazla dayanamayarak satın aldı gelen puroları.

Puro gösterisinin ardından vadideki kayalık bölgenin içinde bulunan mağralara doğru sürüyoruz atlarımızı.

Tekrar atlarımızı bağlayarak ormanlık ve kayalık bölgeye doğru ilerliyoruz.

Daracık bir oyuğun içinden geçerek geniş bir mağara içine giriyoruz, yerlerde su birikintileri hafif kaygan.

Rehber elindeki feneri mağara duvarlarına tutarak fal bakar gibi bakın bakın orda surat var, bakın bakın burda kartal var diyerek insanların hayal dünyasını zorluyor.

Aslında rehber sussa daha çok şey dikkatimizi çeker diye düşünüyorum.

Kısa mağara turumuz sonunda ayrıca rehberlik ücreti toplanıyor.

Mağaraya girdiğimiz yerden değil de farklı bir yerden çıkış yapıyoruz, atlarımız tam da karşımızda.

Tekrar atlara atlayıp vadiye dalıyoruz.

Sırada yerli şeker kamışından elde edilen Küba’ya has romların yapımı ve kahve çekirdeğinin hikayesi var.

Buraya ‘’Silikon Vadisi’’ adını vermişler. Herşey organize edilmiş.

Gelen atlı turislerin atları nizami bir şekilde bağlanmış, her atlı gruba tanıtımı yapacak rehber tayin edilmiş.

Rehber hemen masamızı gösteriyor. Rehberimiz Andy Garicia’nın 20 yıl önceki hali.

Şaşkınlık verecek bir benzerlik ve bu gençten beklenmedik akıcılıkta bir ingilizce.

İngilizce filmler izleyerek öğrenmiş ingilizceyi, bravo gerçektende.

Hemen yanı başımızda elinde gitarı ile’’ Rus Nikola ‘’ Küba’lı olduğuna inanmak gerçekten güç.

Sarı yapış yapış saçlar, mavi gözler, alkolden çürümüş dişler, bir ayağını sandalyenin kenarına koyarak başladı bağıra bağıra şarkı söylemeye.

Her masada benzer görüntüler. Belliki buradan paçayı kurtarmak zor!

Genç Andy Garcia; bizi kahve ağaçları ile tanıştırıyor, kahve bitkisinin üzerinde olgunlaşmaya başlayan yeşil meyveler kırmızı rengini alınca hasata hazır hale geliyormuş.

Toplanan kırmızı renkli meyveler agaçlardan yapılmış derin kaplar içinde, tekrar ağaçtan yapılmış uzun saplarla adeta havanda sarmısak döver gibi dövülerek kahve çekirdeği kırmızı kabuğundan ayrılıyor.

Ayrılan çekirdekler havuzlarda yıkandıktan sonra, elle yaptıkları geniş süzgeç tezgahlarda kurutmaya bırakılıyor.

Güneşin altında iyice kuruyan ve kavrulan kahve çekirdekleri tekrar ayıklanıyor.

Kullanıma hazır hale gelen çekirdekler artık satışa  da hazır hale getirilerek paketleniyor.

Sunumun ardından yanında şeker kamışı çubuğu ile Küba kahvelerimiz geliyor.

Ardından tanıtım masaya getirilen rom şişeleri ile devam ediyor.

Küba da yapılan sayısız rom türü var ve bizlere sunulan iki şişenin farklı özelliklerde romlar olduğunu anlatıyor tadımlık likör bardaklarına doldurduktan sonra pazarlama işi tamamlanıyor, sırada ürünleri bize satabilme çabaları var tabiki.

Bir şişe romu pazarlık sonucu 10 CUC verip alıyoruz ama bu satış pazarlama olayları artık içimizi bayıyor…

Atlı rehbere gidelim diye seslenirken, gırtlağımıza yapışan gitar çalan arkadaş da bahşişi kapıp yolumuzdan çekiliyor.

Tekrar atlarımızın üstünde Vinales vadisinin güzelliklerine dalıyoruz…

Bir müddet sonra tepede bir yerde tekrar mola veriyoruz bu sefer vadide bir bardayız, karşımızda göl.

Göl manzarası eşliğinde biralarımızı yudumlayıp ufak bir yürüyüş yapıyoruz.

Tekrar atlarımıza binerek artık başlangıç noktasına geri geliyoruz ve dolu dolu geçen 4 saatin sonunda turumuz bitiyor, taksimiz hazır bizi bekliyor.

Doğruca casa particulara üzerimizdeki at kokusunu ve ayaklarımızdaki çamurlardan kurtulma zamanı…

Biraz dinlendikten sonra dün yemek yediğimiz restorana gidip keyifli bir yemek daha yedikten sonra günün geri kalan kısmını değerlendirmek üzere buranın meşhur bir mağarası varmış oraya gitmeye karar veriyoruz.

‘’Cueva del İndio ‘’ ya da ‘’ İndian Cave ‘’ diye biliniyor.

Meydandan kalkan trans tur otobüsüne biniyoruz, merkezden yaklaşık 5,5 km uzaklıktaki mağaraya ulaşmadan önce sosyal tesislerin içinden geçiyoruz.

Daha sonra mağara için biletlerimizi satın alıp 200 metrelik kısa bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz.

Tekrar rehber mağara içindeki sarkıt ve dikitlerden oluşan insan ve hayvan silüetlerini gösterme çabasına giriyor.

Yürüyüşün sonunda yeraltı nehrinin başlangıç noktasında motorlu botlara biniyoruz 400 m ‘lik kısa mağra nehir turu bitiyor.

Yarım saat bile sürmedi sanırım, hemen bitti. Neyse burayı da görmüş olduk.

Çok tavsiye edermiyim diye sorarsanız; aslında pek de ilginç bir yanı olmadığını itiraf etmeliyim.

Tercih sizlerin çünkü turistler akın akın geliyor ve tur sonunda herkesin yüzünde aynı ifade.

Bumudur ? der gibi herkes.

Tekrar trans tur otobüsü ile merkeze dönüyoruz.

Akşam üstü kurulan hediyelik eşya pazarları, her yandan gelen canlı müzik sesleri ile renkli bir havaya bürünüyor küçük sevimli kasabamız Vinales.

Günün keyfini sürdürmek için bara oturuyoruz ben şarabımı yudumlarken, Mahmut elle sarılmış Vinales purosunu tüttürmeye başlıyor ve  yanında Küba romu…

 

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.