SON DAKİKA

iphone 8 Geliyor

CepTeknoloji

Castro Ölmeden Önce Küba 11

Bu haber 09 Ağustos 2017 - 13:01 'de eklendi ve 245 views kez görüntülendi.

Santiago de Küba’dan ayrılma vakti.

Bu güzel şehri de elimizden geldiğince gezip tanımaya ve tanıtmaya çalıştık.

Aslında gönül isterdi ki bir kaç gün daha kalalım.

Maalesef benden sonra, şimdi de Mahmut aynı belirtilerle rahatsızlandı.

O yüzden ülkenin en uç noktasında tam anlamı ile çaresiz kalacağımıza, diğer şehirleri görerek Havana’ya yaklaşmak istiyoruz.

Motoru teslim etmeden önce Viazul otobüs terminaline uğrayıp, Trinidat şehrine gitmek için bilet almak istiyoruz.

Gişe kapalı, akşam üstü saat altıda gelirseniz bilet alabilirsiniz !

Motoru kiraladığımız firmaya teslim edip, depozitlerimizi alarak Casa Particulara gelip eşyalarımızı toplayarak Santiago’lu ailemizle vedalaşıyoruz…

Hemen bir taksiye atlayıp Viazul terminale gidiyoruz.

Gişe hala kapalı, aslında gişede biri oturuyor ama sebebini anlamadığımız bir şekilde bilet satmıyorlar.

Tam o sırada gişeye bir kız geliyor, elinde biletler var ve iptal etmek istediğini söylüyor ve tartışma başlıyor.

Kızın yanına gidip, bileti geri iade edeceksen bana sat diyorum !

Bu akşam sekizde Trinidad’a iki kişilik bileti varmış, erkek arkadaşı çok hasta olduğu için, yolculuk yapamayacaklarını , hatta kendisinin de bugün biraz iyileştiğinden bahsetti.

Doktora gidip gitmediklerini sordum, hayır dedi.

Hemen bizim gittiğimiz kliniğin adresini  kıza verdim.

Demek ki hastalanan sadece biz değiliz ! O zaman ülke genelinde salgın gibi birşey olmalı.

Biz konuşurken, adam birbirinize bilet satamazsınız herkes kendi adıyla kayıtlı diyerek, ters ters konuşuyor.

Madem öyle bize bilet sat ve bizde otobüse binelim diyoruz.

Bekleyeceksiniz diyor, düşmanı ile konuşur gibi.

Uzun bir tartışmanın ardından kız İtalyan’mış bu arada.

İtalya’nın biletlerinin tarihini kişi başı 6,5 CUC fark ödeyerek değiştirebileceğini ve artık  bize bilet satabileceğini söylüyor.

Santiago de Küba –  Trinidad arası otobüs bileti fiyatı kişi başı 33 CUC .

Şehirde gezerken büyük bir süpermarket bulmuştuk, yola çıkmadan önce oraya uğrayıp ,ihtiyaçlarımızı aldık.

Evet Havana da bile yok ya da bize denk gelmedi, böylesi büyük ve herşeyin olduğu bir süpermarket bulmak bizi de şaşırttı.

Uzun bir yol ve ne üdüğü belli olmayan mola yerleri bizi beklediği için biz kendi önlemimizi alıp çantaları dolduruyoruz,  su ve abur cuburla.

Otobüs yanaştı ve gene önce bavullar tek tek tartılıyor, sonunda otobüse binebiliyoruz.

Otobüsün içi buz gibi, herkes çantasından çıkarttığı giyseleri ile, lahana gibi sarıyor kendini.

Kapatın ya da biraz ayarı düşürün diyoruz, yok. Donarak sanırım 12 saat yol kat ettik.

Sabahın erken saatleri Trinidad’a vardık, garajda, kurt gibi turistlerin üstüne saldıran taksici ve pansion sahipleri.

Hepsi bir ağızdan bağırıyor ve sizi çekiştirmeye çalışıyorlar.

İnsanın bir an önce bu ülkeden kaçıp gidesi geliyor, bu tür manzaralara şahit oldukça.

Gözümüze en sakin olanı kestirip yanına gidiyoruz.

Bisitaksisi varmış, elimdeki adresi gösteriyorum (Casa Coloniel Felix 158 ) biliyormuş, burası da şansımıza koloni zamanından kalma bir ev.

Bizi 4 CUC karşılığında adrese götürüyor.

Trinidad’ın renkli renkli evlerinin önünden ve  taş kaldırımlarından geçiyoruz.

Buraya ait ilk intiba; gerçekten bayılıyoruz buraya.

Beş dakika bile sürmüyor kalacağımız Casa Particular’a varıyoruz.

Trinidat gerçekten çok küçük ve sevimli bir yer.

Yeni şehir yeni aile, zili çalıyoruz ve içeri giriyoruz.

Dışarıdan bakılınca tek katlı rengarenk küçük gibi gözüken bu evler gerçekten çok büyük.

Ve yeni ailemiz oldukça varlıklı, evdeki mobilyalardan ve bize hazırladıkları odadan fark ediyoruz bunu.

Evden daha çok apart otel gibi, bakımlı, tertemiz şık odaları ve kocaman bir terası var.

Bir de çamaşır makinası var terasta.

Çok mutlu oluyorum elbette, on gündür herşeyimiz kirlendi.

Çölde vaha bulmuş kadar seviniyorum çamaşır makinasına.

Kahvaltı da hazır, taze sıkılmış karışık meyve suyu, tropikal meyveler, haşlanmış yumurta, kızarmış ekmek ve reçel, daha ne olsun.

Henüz çok erken olduğu için biraz dinlenmek için odamıza çıkıyoruz.

Bir kaç saat kestirip kendimizi Trinidat sokaklarına atıyoruz.

Trinidad 1988 yılında UNESCO dünya kültür mirasları listesinde yerini almış.

1827 yılında bölgeye köle ticareti ile getirilen köleler ,zengin şeker kamışı tarlalarında çalıştırılmış.

O dönemde 56 şeker fabrikası ile bölgenin en zengin yerlerinden biri halini almış burası.

O döneme ait plazalar, büyük köşkler ve kiliseler ile şekillenmiş bir kasaba bugün hala ayakta ve aynı dikkati çekiyor üzerine.

Arnavut kaldırımlı taş sokaklarda, Plaza Mayor meydanından yukarı doğru yürüyoruz.

Şeker baronları tarafından yaptırılmış Mayor Kilisesini, Moseo Romantica, Museo de Arquitectura, Museo Histórico, eski San Francisco Manastırını ve Museo Nacional de la Lucha Contra Bandidos hepsini bir günde gezebiliyorsunuz.

Turizm ülkenin ve tüm şehirlerin can damarı.

İnsanlar kendi evlerini  pansiyona çevirmekle kalmamış bunun yanı sıra, hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar, minik sanat galerilerine ve restoranlara çevirmişler.

Her biri birbirinden güzel ve ilgi çekici.

Ve dondurmayı seviyorsanız bu şirin evlerden birinde müthiş klasik usulle dondurma yapan bir yer keşfediyoruz.

Gerçekten sabah akşam uğrak noktamız oluyor bu nefis  dondurmacı.

Nereli olduğumuzu soranlara, Türk olduğumuzu söyler söylemez, purodan tutunda herşeyi satmaya çalışıyorlar ve herkesin burada Türk dizileri ile Türkiye’yi çok iyi öğrendiklerini anlıyoruz.

Türk dizilerinin ülkemizin tanıtımına bu kadar çok katkı sağlayacağını hiç düşünmezdim !

Herkes İstanbul’u görme hayalinde ve Türk kadınlarının güzlliğinden bahsediyorlar.

Elbette ki bizimde hoşumuza gidiyor buradaki samimi konuşmalar.

Hediyelik eşya almak isterseniz gerçekten değişik ve güzel hatta Havana ile kıyaslandığında biraz daha ucuz bir yer olduğunuda mutlaka belirtmeliyim.

Trinidad’da hoşumuza gitmeyen şey ise; sokakların ortasından oluk oluk akan sular.

Tüm evlerden sokağa doğru uzatılmış su gideri boruları var.

Artık evlerini yıkadıkları su mu, bulaşık suyumu ? Bilemem !

Sürekli ayaklarımız ıslanmasın diye taşların üstünden zıplıyoruz, çok gıcık bir durum ve turist akınına uğrayan bir yere hiç yakışmıyor bu durum.

Daracık sokaklardan geçip müziği takip ediyoruz, merdivenlerle yukarı doğru çıkılan, canlı müzik eşliğinde herkesin salsa yapıp, çeşit çeşit kokteylleri denendiği bir yerde buluyoruz ( Casa del Muzika ) kendimizi.

Aslında Trinidad’ın kalbi ve genç turistlerin sabahlara kadar eğlenebileceği bir mekan.

Tabiki hemen oturuyoruz ve günün keyfini dans ve müşik eşliğinde çıkartıyoruz.

Bu sefer kokteyl değil içine buz girmeyecek tek serinletici içki olan yerli Küba biralarını tercih ediyoruz, tekrar hastalanmamak için.

Akşama doğru etraf daha da şenleniyor.

Her yerden müzik sesleri geliyor ve nerede yemek yesek de kötü bir yemeğe rastlamasak diyoruz ama nafile, şık şık döşenmiş restoranlar bizim için hep hüsranla sona eriyor.

Ertesi gün için planım hazır Buharlı lokomatiflerle şeker kamışı tarlalarına gitmek.

Sabah erkenden kalkıyoruz, güzel bir kahvaltı ederek hızlı hızlı tren istasyonuna doğru yürüyoruz.

Tren kaçmamıştır umarım, biraz geç kaldık.

Beklediğimizi gören Afro-Kübalı dost bize boşuna beklemeyin tren bozuldu bugün gelmez diyor.

Tabiki keyfimiz kaçıyor ve ben çok üzülüyorum gerçekten de buharlı trene binmeyi şeker kamışı tarlalarından geçmeyi hayal ediyordum .

Neyseki planlar bitmez bende, merkeze doğru yürüyerek trans tur otobüslerinin kalktığı yeri zorda olsa öğreniyoruz.

Tren yoksa plajlara giden otobüs var ne yapalım yani.

Trinidad’ın en güzel plajı olduğu söylenen Ancon plajına gidiyoruz.

Ve bugünüde karayip denizinin  keyfini çıkartarak geçiriyoruz.

Akşam eve gelirken şirin bir bahçe içinde taş duvar dekorlu ,güzel çiçeklerle süslü ev restoran görüyoruz, duşumuzu alıp hemen buraya geliyoruz ve gerçekten hayal kırıklığına uğramadan güzel bir akşam yemeği yiyoruz..

Ertesi günü bu güzel kasabadan ayrılacağız…

Meltem Karakoyun
Meltem Karakoyunm.karakoyun@bihabermedya.com
Atatürk ilke ve inkılaplarına daima bağlı kalan, Türk olmakla her daim övünen, ülkesine ve milletine büyük bir sevgi ile bağlı . Hukuk ve Adalete güvenen , 6 Ok' a inanan ve Y-CHP ye asla inanmayan . Aydınlık ,güzel günlerin geri geleceğine inanan biri.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.