SON DAKİKA

iphone 8 Geliyor

CepTeknoloji

Altın Oran

Bu haber 05 Eylül 2017 - 18:06 'de eklendi ve 1.001 views kez görüntülendi.

Çoğunuzun zaten bildiği, üzerine yüzlerce yazı yazılmış Altın Oran üzerine yazı yazma fikri nasıl oluştu?

Amacım hem unutanlar için bir anımsatma yapmak, hem de son zamanlarda artan bilim düşmanlığına karşı bir tavır koymaktan öte bir şey değil aslında.

Bir sayı düşünelim, öyle ki o sayının karesini alıp bir çıkardığımızda kendisini elde edebiliyoruz.

Ayrıca, aynı sayının tersini alıp bir eklediğimizde yine kendisini elde edebiliyoruz.

Bu sayı 1,618 dir.

(1,618’in karesi 2,618’dir ve 1 çıkarınca 1,618 kalır. Aynı şekilde 1,618 sayısının tersi (1/1,618) 0,618’dir ve 1 ekleyince 1,618 elde edilir. Matematikte bu özelliği taşıyan başka bir sayı yoktur…)

Bu sayının adı “Altın Oran”dır ve “Fi” sayısı diye adlandırılır. Tıpkı geometriden bildiğimiz, bir dairenin çevresinin çapına bölünmesiyle elde edilen Pi sayısı (3,14) gibi Altın Oran da sabit bir sayıdır.

Altın Oran, matematik ve fiziki evrende çok eskiden beri vardır.

Ancak insanlar tarafından tam olarak ne zaman keşfedilip, kullanılmaya başlandığı belirsizdir.

Leonardo da Vinci‘nin günlüklerinde, insan ve doğayı birbiriyle iç içe kaynaştırma çalışması altın oran için bir dönüm noktası kabul edilir.

Vinci, “Vitruvius Adamı” adlı çalışmasında, insan bedenindeki oranları gösteren Altın Oran kuralını kullanmıştır (1492).

Latince’de Altın Oran’ın karşılığını ilk kullanan kişi büyük bir olasılıkla Leonardo da Vinci’dir.

Tablo ve heykellerinde düzen ve güzelliği elde etmek için Rönesans sanatçıları da sıklıkla Altın Oran’ı kullanmıştır.

Leonardo da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda Hz. İsa ve havarilerin oturduğu masanın boyutundan, arkadaki duvar ve pencerelerine kadar her bölümünde Altın Oran’ı uygulaması buna güzel bir örnektir.

*  *  *

Şimdi daha ilginç bir nokta! 12.YY sonlarıyla 13. YY başlarında yaşamış olan İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci’nin bulduğu matematiksel bir dizi var.

Fibonacci dizisi denen bu dizinin her bir terimi, kendisinden önce gelen iki sayının toplamı ile elde ediliyor.

Yani;

0

1

(1+0)=1

(1+1)=2

(2+1)=3

(3+2)=5

(5+3)=8

(233+144)=377

(377+233)=610

Ve sonsuza kadar sürüyor…

Bu dizinin en önemli özelliği, dizideki herhangi bir terimin, kendisinden bir önceki terime bölünmesiyle ortaya çıkan sayının hep aynı olmasıdır: 1,618…

Yani, Altın Oran!

Matematikçiler, bu dizideki terimler sonsuza doğru yaklaştıkça, ardışık iki terimin oranının Altın Oran’a giderek yaklaştığını kanıtladılar.

Akla gelen soru, Leonardo De Vinci’nin, kendisinden 250 yıl kadar önce yaşamış olan Fibonacci dizisinden esinlenip esinlenmediğidir.

*  *  *

Konuyu ilginç kılan bir nokta daha var.

Bilim adamlarınca kabul edilen vücut ölçülerine sahip bir insanın beden ölçülerindeki Altın Oran’lar.

Örneğin:

-Omuzdan parmak ucuna kadar olan uzaklığın, dirsekten parmak ucuna olan uzaklığa bölümü 1,618,

-Dirsekten parmak ucuna kadar olan uzaklığın, bilekten parmak ucuna kadar olan uzaklığa bölümü 1,618,

-Bir parmağın uzunluğunun, parmağın ilk boğumunun uzunluğuna oranı 1,618,

-Burundan çeneye kadar olan uzunluğun, burundan üst dudağa kadar olan uzunluğa bölümü 1,618.

 

Altın OranÖrnek çok fazla, uzatmayalım.

Ancak Altın Oran sadece insan bedeninin ölçüleriyle sınırlı değil.

Örneğin:

-Yaşam için program olan DNA düşey doğrultuda iç içe açılmış iki sarmaldan oluşur.

Bu sarmallarda her birinin bütün yuvarlağı içindeki uzunluğu 34 angström genişliği 21 angström’dür.

(1 angström; 1 cm’nin yüz milyonda biridir) 21 ve 34 art arda gelen iki Fibonacci sayısıdır, yani bölümleri 1,618 dir.

–  Kar kristalini oluşturan kısalı uzunlu dallanmalarda, çeşitli uzantıların oranı hep altın oranı verir.

-İşitme ve denge organında, sarmal şekilde gelişen boynuz ve dişlerde, ayçiçeği bitkisinde, mikro dünyada ve nihayet galaksilerde… Hep o gizemli sayı: 1,618…

Altın oran, sanatçıların çok iyi bildikleri ve uyguladıkları bir estetik kuralıdır.

Bu orana bağlı kalarak üretilen sanat eserlerinin estetik mükemmelliği temsil ediyor olması da kaçınılmaz bir sonuçtur.

*  *  *

Sonuç olarak, bırakın beynini 16. Yüzyılların da gerisine salmış olan “Düz Dünya” Teorisyenlerini(!).

Yüz yıl, bin yıl, ne kadar geri gitmek istiyorlarsa gitsinler, hatta orada kalsınlar…

Doğada birbiriyle ilişkisiz canlı veya cansız pek çok yapının belli bir matematik formülüne göre şekillenmiş olmasını anlamak için bilim çağına, bugüne dönün.

1,618 sayısını temel alarak yaratılmış mükemmel evrenimizi keşfedin ve tadını çıkarın…

Sevgiyle kalın, sanatla kalın, bilimle kalın…

Ertuğrul Filizay
Ertuğrul Filizaye.filizay@bihabermedya.com
Sanatın her dalıyla ilgilenen... İç ve Dış politika'yı yakından izlemeye çalışan... Atatürk'çü felsefeye gönülden bağlı... Demokrasi ve Özgürlük sevdalısı... ''Özgürlük ekmekten tatlı, Güneşten güzeldir''

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Yusuf Aydan Mutlu7 Eylül 2017 / 20:45Cevapla

Merhaba
Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.
Yalın bir anlatımla örneklerle aktardığınız konu çok net anlaşıldı.
İyi ki varsınız. Sağlıkla ve sevgiyle kalın.